TATMİNSİZLİK bizim genel sorunumuz… Şikâyet yaratılışımızın mayası… talep karlığımızın cüretkarlığı dehşet verici.. Gideceğimiz nokta, bizden öncekilerin gittiği nokta... Bu noktaya karşıda hoca her gün iki nokta üst üste koyarak bizleri akıllı olmaya davet ediyor…
O kadar boş bakışlıyız ki, bardağın dolu tarafına kör olduğumuz için damlaya hasretlik duyan yanımız kemiriyor bizi..
Yazı unuttuk, onun sıcaklığından şikâyetlerimiz aklımızda bile değil… Sibirya soğuklarından muzdaripiz… Soğukluk o kadar işledi içimize her şeyden soğuduk,yaşamdan bile.. Havaların ısınması için hepimiz ellerimizi ovuşturuyoruz. Nefsimizi verirken yanımızda alanlara düşman olduk... Ben ısıttım sen al anlayışındayız… Beleşçilere düşman olduk…
O kadar sorunumuz var ki sorun aramasak hiç birimiz rahat 10 yıl yeter bize raftakiler… huzurumuz bozmak adına kıpraşmasa saftakiler..
Türkiye cennet diyorlar evet cennet ama bu cennet de Hasan Sabah bile yaşayamaz afyonlaşmış kafası ile…
Vergi cenneti, cehennemi yaşatıyor hepimize, herkesin derdi ayakta kalmak,daha fazla üşümemek, yıkılmamak, yaşamanın donukluğunun yanında havalarında donunu giymemek üstüne,her şeyin üstüne.
Binalar, caddeler, camekanlar, mekanlar ve renkler, bir şehir için yeterlimidir. İnsanları renksiz ise. Hayattan yana buz üstünde yürür gibi bugünü yarına taşımaya çalışanlar ise…
Belediye şehre hizmet edecek peki şehir kime hizmet edecek, insana.. o zaman sorun ne..
Sorun , sorunları görmezlikten mi gelmektir, yarına ötelemek midir, yoksa insan endeksli yaklaşım ile ortak çıkarı mı gözetmektir..
İzmit Belediyesi cidden kent adına,kent estetiği adına güzel çalışmalar yapıyor.. bunu görmemek mümkün değil.. Fakat kulakları duyumu yitirmiş biri için müzik ziyafeti ne anlamı var ise kendini yitirmiş bireylerin kentli olma adına adım atmasını beklemek de sağırlık olsa gerek…
Nasıl oldu bilinmez birden bire gündem oluştu. İlk önce susamlar düştü kentin sokaklarına, sonra gözyaşları, ardından tezgâhlar… Belediye kent adına dedi, bir tezgâhın işgaliyesi bir iken on oldu… Herkes simitçilerin kazancını merak eder oldu... soğuk havada morarmış parmakları ile tek tek simit satarak evlerinde çorbanın kaynaması için mücadele eden simitçiler ile yapılan mücadele de belediye 1-0 galip. Simitçilerle konuştum.. Birçoğumuz aç kalacağız diyor. Nevzat Doğan Başkanımız bizim de başkanımız, bu kentin içinde yaşayanlardanız. Kentin haklarını kollamakta ne kadar haklı ise bizim haklarımızı da kollama konusunda aynı hassasiyeti bekliyoruz diyorlar.. Bunu der iken çocukları için, gelecekleri için, kendinden sıyrılarak kendilerinden sonrakiler için bekliyorlar…
Tamam dün gerçekten komikmiş rakamlar.. Fakat bakıyoruz da sanki vur dedik öldür tarzında olmuş.. 3000 simit satan ile 500 simit satan arasında fark gözetilmemiş. Bedelse bedel denilmiş. Bu bedel ağır, ödemesi zor… Ama ne yapsın insanlar, ömürlerinin sonbaharında yazı canlandırır gibi meslek değiştirmek yeni bir alana girmek zor çok zor… Mecburen tamam diyorlar. Eziklikleri hat safhada. Çıkmamış canının tutunduğu noktadalar. Bir yol arıyorlar. Yeni bir yol,orta bir yol.. Nevzat Başkan’ın kendilerini anlamasını ve dinlemesini istiyorlar. Diyorlar ki baksınlar tezgahlara kim ne kadar simit satıyor..Gelsinler çayımızı içsinler sonra da adaleti hükmetsinler diyorlar. Sonra ne olur diyorum. Biz kesilen parmağımızı kimseye göstermeden kendimiz sararız diyorlar… Ben de diyorum ki Başkanım bunlarda bu kentin gerçeği… Kenti yaşatmak adına gayretiniz takdire şayan ama gelin insanı da yaşatalım. Diyeceksiniz ki zaten insanlar için bu vergiler, bu kiralar… Ben de derim ki ağlayanın malı gülene yar olmaz…