HEDEFİMİZ turizmi kalkındırmak.
Yıllardan beri sanayinin çöpünden boğulan kentimizin kurtuluş umudu olarak gösterilse de, beceremedik henüz.
Doğal güzelliklerimize rağmen.
Çabamız da yetersiz.
Bakın Körfezimize.
İstila edilmiş her yanı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu, “Dünyanın hiçbir kentine, hiçbir ülkesine nasip olmayan bir doğa harikasına sahibiz” sözlerinde çok haklı.
Ama limanlar olmasa.
Sınırları içindeki kaçak olan liman sayısının bile net rakamı bilinmeyen Körfez’de hala dolgu yapıp, doğa katliamı peşinde olanlar engellenemiyor.
İşgal sürüyor hala.
Sözde doğa cenneti.
Başkan Karaosmanoğlu, korumak için havadan, karadan, denizden bütün imkânlarını seferber ettiği Körfez’i, sanayiciye karşı koruyamadıktan sonra bir anlamı yok ki.
Sadece pisliği engellemekle olmaz.
İstilaya boyun eğdikten sonra.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Körfez’i ihracat ve ithalat için sanayiciye peşkeş çekme girişimine de karşı çıkabilse keşke.
İnkâr etmek haksızlık olur.
Çabayı takdir ediyoruz elbette.
Başkan Karaosmanoğlu’nun o çabası sayesinde Körfez içinde yaşayan balık çeşidi bitme noktasına gelmişken yeniden arttı.
Daha düne kadar kokudan yanına yaklaşılamazken, 35 yıl aradan sonra yüzme yarışmaları bile düzenleniyor artık.
Yelken yarışları, olta balıkçılığı, sahil düzenlemeleri, bu kente, kent insanına yapılmış büyük hizmet.
Kimsenin de itirazı yok buna.
Dağdaki kış sporları merkezlerine yönelik yatırımlar, Sapanca Gölü kenarındaki merkezlerin yeni yeni canlanmaya başlaması, rafting sporlarının yaygınlaşması…
Bunların hepsi güzel.
Yine de daha fazlası gerek.
Büyükşehir Belediyesi tarafından dünkü gazetelere yapılan haber servisi gösterdi ki, turizm cenneti olmamızı sağlayacak Kandıra sahillerinde sıra.
Yağmaya kurban vermeden kurtulması için Ankara’dan yapılacak çalışmalarla bir adım öteye gitmemiz mümkün değil.
Unutmuştu herkes.
Görmezden gelindi demek daha doğru.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Güneydoğu, Karadeniz, Marmara, hatta Van’da bulunan Akdamer Kilisesi’ne bile el attı.
Ya bize ne yaptı?
Dünyanın en büyük antik tiyatrosunun bulunduğu bulunan Çukurbağ mevkiindeki tiyatro hala toprak altında.
Kazma vursak tarih fışkıran sahillerimizdeki Sekapark alanındaki SİT alanları bile katlı bina ya da otopark.
Demem o ki, uzaktan uzağa davulun sesini bile duymayanlardan medet ummakla bu işler olmaz.
Sahillerimiz hala bakir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kandıra sahillerini şekillendirme, düzenleme ve turizme açma yetkisini Büyükşehir Belediyesi’ne vermesi iyi bir fırsat.
Doğru bir karar.
Yerel ve yerinde hizmet.
Yapacağı projelerle, alacağı önlemlerle, sahillerimize turizm yatırımlarını çekerek, sanayi çöpüne inat bir şeyler üretebilir.
Yatırıma sözüm yok.
Telaffuz edilmesine rağmen afaki bir rakam olduğu bilinen 200 milyon liralık yatırımın yarısı bile canlandırır bölgeyi.
Güneş, doğa, deniz…
Başka şey istemiyor ki kimse.
Göz yummamak koşuluyla.
Körfez gibi yapıp, bir taraftan yatırım yaparken, diğer taraftan baskılara boyun eğilecekse, hiç yapmayalım daha iyi.
Yoksa gönüllü itfaiyecilerle, çadır kentlerle, pansiyonlarla bu işi yürütmek, taşıma suyla değirmen döndürmeye benzer.
Niyet iyi olsa bile.
Kerpe de, Kefken de, Bağırganlı da, Babalı da sadece zemin etüt çalışmaları değil, altyapıyı ve arıtma tesisini harekete geçirerek…
Çarpık yapılaşmayı önleyerek…
Ne olduğu meçhul, çalışıp çalışmadığı bilinmeyen uydu takip sistemiyle gözlemlendiği söylenen hazine ve sahillerin yağmalanmasını önleyerek…
Bölgeye turizm yatırımlarını teşvik ederek…
Doğal güzellikleri ve Karadeniz’in bakir ormanları ile mavi denizinin buluştuğu noktaları koruma altına alarak…
Sahiller yeniden yapılanmalı.
Becerebilirsek eğer.