Atınca mangalda kül bırakmayan kentimizdeki gazete yöneticilerinin ayakları yere basmalı bu rakamlar karşısında. Kimse kimseyi kandırmasın. Adrese dayalı sayımda nüfusumuz bir milyon 601 bin 720 kişi olarak açıklanırken, ilimizdeki gazetelerin satış rakamlarının toplamı, bu nüfus karşısında utanç verecek kadar düşük kalıyor. Gebze ve Gölcük dahil, bütün gazeteleri toplasanız, tirajlarının tamamı 15 bini geçmez.
Bizim meslekte gazetelerin okunurluluk oranı, tirajlarının 5 ile çarpımıyla ortaya çıkar. Yani bayiden satılan her gazeteyi ortalama 5 kişi okur diye kabul edilir. Bu oran belki kahvehane, işyeri gibi umuma açık yerlerde daha fazla olabilir ama gerçek rakam budur. Tirajlara bakarak yola çıkarsak eğer, ilimizdeki yerel medyanın söylendiği kadar güçlü olmadığı gün gibi ortadadır. Bu rakamlarla kentimizde yerel gazete okuyan insan sayısını elimizdeki formülle bulmaya çalışınca, maalesef 100 bine bile ulaşmayan utanç verici bir rakam çıkıyor karşımıza. Satış rakamları yerlerde sürünen yerel medyanın okunma oranı kent nüfusuna bakınca yüzde 5-6 gibi çok düşük bir seviyede kalıyor demektir.
İlimizdeki yerel gazete tirajlarının ve okunma oranının düşük seviyede olmasından hepimiz utanmalıyız ve ders çıkarmalıyız aslında. Mazeret aramaya kalkarsak, içinden çıkamayız çünkü. Sorumluluk hepimize aittir. İlimize kişi başına düşen gelir düzeyi olarak baktığınızda, zengin il olmakla övünürken, eğitimde niye sınıfta kaldığımızı bu rakamlar göstermeye yetmiyor mu sizce? “Suçlu ayağa kalksın” denirse, hepimiz kalkmalıyız. Hala oturan varsa, utanmalıdır bu tablodan.
Gazete yöneticisi olarak kendimizden başlayalım isterseniz. Neticede bu gazetelere okunurluluk katacak olan da, okunurluluğunu kaybettirecek olan da bizleriz. Yani suçun en büyüğü bize ait. Gazete tirajı yüksek olunca nasıl övünüyorsak, düşük olunca o denli kendimizi eleştirip, sorumlu ilan etmeliyiz aslında. Becerebiliyorsak eğer, ders çıkarmalıyız bundan.
Emin olun, o kadar çok nedeni var ki, hangisinden başlamamı istersiniz? Yalan haberi alışkanlık haline getirenler mi, insanlara iftira atanlar mı, eline geçirdiği gazete veya köşe sayesinde tehdit savuranlar mı, sözde gazetecilik adı altında kalemini kiralayıp menfaat sağlayanlar mı, duygularına yenik düşüp sevdiklerini yere göğe sığdıramayan, sevmediklerini kalemi ile idam edenler mi, dedikoduları manşet yapanlar mı, ahlak kurallarıyla bağdaşmayan küçük çocuklara veya hayvanlara tecavüzü haber sayanlar mı, insanın midesini bulandıran cinayet veya kaza fotoğraflarını çarşaf çarşaf sayfalarında yayınlayanlar mı?
Meslektaşlarım kızacak belki ama bunlar gibi daha yüzlerce neden sayabilirim emin olun. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak istediğimiz kadar etik, dürüst ve seviyeli habercilik yapıp, çırpınalım. Gazetecilikle bağdaşmayan bu kadar çirkinliğin haber diye topluma sunulduğu bir kentte bulduğumuz okuyucuya bile şükretmeliyiz aslında.
Peki, okuyucunun suçu hiç yok mu?
En az bizim kadar var elbette. Yalanı, dedikoduyu, iftirayı sayfasına taşıyan kadar, en az onları okuyanlarda suçludur bu olayda. Sadece onlar da değil. Kalemini silah gibi kullananı, başkalarına kiralayanı, hakaret edip tehdit savuranları, sırtında taşıyarak ödüllendiren ve cesaretlendirenler de aynı suça ortaktır.
Herkesin daha sorumlu, daha duyarlı davranması gerekiyor. Bir milyon 600 bin nüfuslu bir kentte 15 bin gazete satılıyorsa, gazete okumayan da, o gazeteleri okunacak gibi yapmayan da suçludur.
Hepinize iyi haftalar.