TARİH 12.12.2017 SAAT 07:38:00

Kocaeli Escort escort kocaeli

16.06.2017 Cuma - 16:00

Son birkaç gündür bir çocukluk anım peydah oldu gözlerimin önünde…

Naylon ayakkabılarıyla yağmurda koşan bir çocuğum. Yokuşun kıyısındaki küçük kayalığın üstüne çıkıyorum. Mesaisinden dönen ve Kanlıbağ yokuşundan yukarı çıkan yorgun işçi babaları seyrediyorum.

Yokuş dik, adamlar yorgun…

Sonra…

Sonra kapılarda çocuklar beliriyor.

Kapılarda babalarını karşılayan çocukların gözleri ve elleri gülüyor.

O yorgun adamlar gidiyor, birer kahraman olarak dönüyorlar.

Mutluluk bunun adı…

Bir Arif Damar şiirinde olduğu gibi:

“Nice nice acıları aklına getir / Bunca yoksulluğu aklına getir / Gözyaşlarını aklına getir / ‘GİTME KAL’ var yok dinlemez bir çocuk isteğidir / Gitme aklına getir / … / Nasıl sevinirdik aklına getir / Her şeyi her şeyi aklına getir /… / Sinsi yağmurlar yağıyordu / Soğuktu /Yaktığımız ateşi aklına getir / … / Yorgun eller gülleri derleyince / Ellerin sevincini aklına getir / Güllerin sevincini aklına getir / Ne çok severdik seni aklına getir”

Gülümsüyorum.

***

Aklıma babam düşüyor

Ben de en çok babamın dönüşünü severdim.

Ablamla beraber “Bu sabah bize ne getirdi” diye ellerine bakardık.

Ufakmış, anlamsızmış fark etmezdi; ne olursa olsun, o bize bir şey getirdiği zaman dünyalar bizim olurdu.

Babam…

Seka işçisi. Köyünden kalkıp şehre gelmiş, sıfırdan kendisi ve çocukları için yeni bir hayat kurmanın derdinde çalışkan bir adamdı.

O bizim hayatımızın kahramanıydı. Biraz alaycı, biraz pragmatik. Bolca neşeli ama hep otoriter.

Bilir ve hissederdik; bizi çok severdi ama uzaktan…

Dokunmadan..

Öyle öğretilmiş.

Sadece en küçüğümüz Hülya kırdı o mesafeleri. Babasının sırtında büyüdü. Burnunu sıktı kulaklarını çekti.

Küçük kardeşimin sadece bu özgürlüğünü kıskanırdım. Çünkü biz yapamazdık. Ben ancak hastalığı çok ilerlediğinde rahatlasın diye ayaklarına ve başına masaj yaparken babamı sevebildim. Hüzün, acı ve mutlulukla karışık garip duyguyu fark eden doktor, bana tepki göstermişti:

Yapmayın, hastaya bu şekilde ilgi gösterirseniz kendisi mücadele etmeyi bırakır. Tedaviye zarar verirsiniz.

Bilmiyordu ki ben kendimi de tedavi ediyordum…

Bir Can Yücel şiiri gibiydi her şey:

Ben hayatta en çok babamı sevdim / Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk / Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek / Nasıl koşarsa ardından bir devin / Sevinçten uçardım hasta oldum mu, / … / Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a / Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi oğluyla! / Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu, / Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu/… 

***

Yarın babalar günü…

İnsanoğlu unutkandır…

Bu yüzden hatırlamak çaba ve duyarlılık isteyen bir eyleme dönüşür.

Hayat anı biriktirdikçe anlam kazanır. Hal böyle olunca hafıza heybemize koyduklarımızın toplamıdır, hayat.

Şair, “Teninden bir yağmur damlıyor üzerime / Gözyaşım sanıyor herkes / Belki de yaşanacak bir anının yok olmasınadır gözyaşları / Yaşam, anıların biriktirilmesidir çünkü” diyor.

Düşünüyorum “Babamla daha çok anı biriktirebilir miydik” diye…

Sanırım biriktirebilirdik.

Ama olsun babam benim hala hayatımın kahramanı, yol göstericisi…

Bir uzaktan akraba veya eski bir tanıdık, beni görünce, “Gittikçe babana daha çok benziyorsun” demiyor mu, dünyalar benim oluyor.

Küçük bir çocuk oluyorum.

Kapıda babam beliriyor. Elinde minicik bir poşet…

Gözlerim gülüyor, ellerim gülüyor…

***

Yarın babalar günü

Bu yazıyı bir gün erken yazıyorum, çünkü eğer babanız sağ ve imkanınız varsa hiç olmazsa bu pazar gününüzü ona ayırın…

Daha çok dokunun…

Daha çok konuşun…

Daha çok anı biriktirin.

Sizi büyüten o elleri doya doya öpün…

***

Ben yarın küçük bir çocuk olacağım, naylon ayakkabılarımla yağmurda koşarak küçük kayalığa çıkacağım.

Evine dönen yorgun işçi babaları seyredeceğim.

Her kapı açılışında gülen bir çocuk görerek 23 yıllık özlemimi büyüteceğim.

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.