Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert Advert Advert
TARİH 15.12.2018 SAAT 17:53:36
Advert

Zincirlerini kırmış bir ülkeyi anlattım

Zincirlerini kırmış bir ülkeyi anlattım

 

 

 

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, bir kadının, Büyükşehir Belediyesi’nin ülke çapında düzenlediği “15 Temmuz Milli İrade Destanı” adlı eser yazma yarışmasında birinci olan Firdevs Aylin Tez’in “Davet” adlı oyunu sahneleniyor. Tez, “Zincirlerini kırmış bir ülkeyi anlattım” diyor

 

Mevlüt SOYSAL

 

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi, 15 Temmuz İşgal Girişimi’nin ardından “15 Temmuz Milli İrade Destanı” adlı bir tiyatro oyunu yazma yarışması düzenledi.

Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncularından Firdevs Aylin Tez’in “Hikâye” adlı oyunu, bu dev yarışmada birinci oldu.

“Hikaye”, “Davet” ismiyle bugün ilk kez sahnelenecek…

Fatih Sevdi’nin yönettiği oyunda, Aydın Sigalı, Funda İlhan, Ferdi Yıldız ve Ufuk Aşar rol alıyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bir tiyatro emekçisi kadının oyunu sahnelenirken, oyunla alakalı Firdevs Aylin Tez, “Zincirlerini kırmış bir ülkeyi anlattım” diyor.

 

 

Kendinizi, tiyatro ile ilişkili yönünüz ağırlıklı olarak anlatır mısınız?

 

Aslen Rize, Çamlıhemşin’liyim ama Ankara’da doğdum ve tüm hayatım Ankara’da geçti. 1995 yılında ODTÜ Tarih Bölümüne girdim. Çok isteyerek girmeme rağmen, Tiyatro okumayı daha çok istediğimi fark ettim ve 1998 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro /Tiyatro Tarihi ve Teorisi bölümüne girdim. 2002 yılında mezun olur olmaz Tiyatro Yönetmenliği yüksek lisansına başladım. Bitirmeye çok az kalmasına rağmen tamamlayamadım. 2004 yılından bu yana Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaktayım. Yanı sıra bir dönem senaristlik yaptım. Dizi film, tanıtım ve belgesel film senaryoları yazdım. Ama tiyatroyu hiç bırakmadım. 2004-2005 sezonundan bu yana aralıksız olarak Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaktayım.

 

15 Temmuz İşgal Girişimi, Türkiye tarihinin en önemli olaylarından biriydi. O günü nasıl anlatırsınız?

 

O gün daha doğrusu o gece benim için bir toz kokusuyla başladı. Sebebini anlayamamışken köprünün sağlı sollu kesildiği haberleri geldi televizyonda. İlk başta yoğun bilgi kirliliği vardı. Olağanüstü bir şeyler vardı bilinen buydu ve uçakların gürültüsü. Aslında sorudaki tanım çok doğru. İşgal girişimiydi 15 Temmuz. Ölümüne havada dönen uçaklar, bombaların gürültüsü. Başka ne olabilirdi? TBMM bombalanıyordu, ötesi yoktu. Ama bir de sokağın ruhu vardı. İşte bu ruhu görmeyen, aslında görmek istemeyen ideolojik yahut siyasi körleşmekten ötürü bu ruhu anlayamayan 15 Temmuz’u anlayamaz. O gece ‘düşman cesedimi çiğnemeden buraya ayak basamaz’ diyen bir sürü Antepli Şahin vardı sokakta. Ancak dediğim gibi ideolojik ve ya siyaseten kör iseniz anlayamazsınız o ruhu. Ve ne yazık ki aşağılamaya hatta karalamaya bile çalışıldı. 15 Temmuz siyaset üstüdür. Dediğim gibi bir ruhtur, ferasetli asil bir halkın ruhudur.

 

Tarihi olayların gelecek nesillere aktarılmasında sanat en önemli yol… Sizi en çok etkileyen tarihi olayları anlatan sanat eserleri neler?

 

Bu anlamda sinemanın çok güçlü olduğunu düşünüyorum ve elbette edebiyat. Çin’i birleştiren hükümdar, İmparator Qin’e düzenlenen suikastı anlatan, Zhang Yimou’nun Hero filmi çok etkilemiştir.  İlk anda aklıma gelen. Ama bir anda aklıma Guernica tablosu geldi şimdi. İspanya İç Savaşı’nın yıkıcılığı, yakıcılığı… Bir bakışta hissedilebiliyor. Resmin gücü de çok büyük. Ancak bu noktada bu sefer aklıma Bosna geliyor. Üzerinden henüz 30 yıl bile geçmedi. Avrupa’nın ortasında büyük bir katliam yaşandı. Ama nedense bu vahşeti bu yıkıcılığı ifade edebilen bir sanat eseri başka bir deyişle ‘Guernica’ çıkmadı. Çünkü bu büyük katliamın kendisi de görmezden gelindi maalesef. Ya da bugün Suriye. İdeolojik körleşme sanata ya da sanatçıya da yansıyabiliyor. Vicdandan ziyade başka belirleyicileri olabiliyor sanatsal yapımların.

 

 

Bu oyunu yazma fikriniz nasıl ortaya çıktı?

 

Hali hazırda tiyatro oyunları yazmaktayım. Oyunu yazıyorken ben, bir arkadaşım aradı. Öyle konuşurken, yeni bir oyun yazmaya başladığımı söyledim. Bir göçmen Türk’ün, Asım’ın  hikayesi üzerinden, Türkiye’nin hikayesini, Türkiye’nin Batı’ya karşı duruşunu anlatacaktım. ve Türkiye için dolayısıyla Asım için de 15 Temmuz önemli bir dönüm noktası, unutulmaz bir olay olarak hikâyemde yerini almıştı. Kurgusunu yapmış, ufak ufak yazmaya başlamıştım. Arkadaşım yarışmadan bahsetti. Oyunu bitirdikten sonra bir süre düşündüm. Zira konu 15 Temmuz’du ancak ‘Hikaye’ biçiminde leitmotive olarak geçiyordu neredeyse oyunun tamamında. Yarışmada beklenilen böyle olmayabilirdi. Ama sonrasında her yazdığım oyunu bitirdikten sonra yaptığım gibi değerlendirilmesi için ne yapıyorsam, bu kez Kocaeli Şehir Tiyatrosu’na sunar gibi gönderdim ve yarışmaya katıldım.

 

Oyunda verdiğiniz mesaj ne?

 

Batı karşısında duran Türkiye’yi, benim bakışımla, benim hayalimle, benim özlemimle Asım’da cisimleştirerek anlattım hikâyede. Yüz yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti’ni tahayyül ettim. Her anlamda gücünden emin, zincirlerini tamamen kırmış. İşgale karşı direnişini sahada olduğu gibi, masada da kazanan. Tabii bir de gerçek ve gerçek olmayan nedir gibi bir durum da var oyunda. Bir söz duymuştum çok hoşuma gitmişti. Oyundaki bu meseleye de uyuyor. Bilim kurgu yazarı Wells’ten  ‘Gerçeği her zaman savun, anlayan olmasa bile vicdanına hesap vermekten kurtulursun.’

 

Bu oyunda çok önemli oyuncular rol alıyor. Ne hissediyorsunuz?

 

Oyuncuları, Ferdi (Yıldız) dışında şahsen tanımıyorum. Ama yüz olarak bildiğim isimler ve kast olarak da çok doğru seçimler. Bu açıdan oyun çok şanslı ve ben mutluyum. Her birine ayrı ayrı teşekkür ederim. Yüreklerine, emeklerine sağlık. Öte yandan Ferdi (Yıldız) okuldan arkadaşım. Onun da kast içinde olması beni ayrıca mutlu etti. Şunu da belirtmeliyim ki, daha işin başında, oyun provaya başlamadan önce, oyunun rejisörü Fatih (Sevdi) Bey’le tanıştık. Oyun üzerine konuştuk. Metne bakışı ve yorumu noktasında oyunun ehil ellerde olduğunu hissettim. Sahne dramaturgisi yaparken metne ve ‘yazar’a karşı zarafeti için ayrıca kendisine teşekkür ederim. Bir diğer teşekkür de Ahsen (Gül Ever)’e. Ahsen yine benim okuldan arkadaşım. Hatta aynı sınıfta okuduk iki yıl. Ve en yakın arkadaşımdı. Arkadaşlığının yanı sıra aklına, gözüne güvendiğim, kıymet verdiğim bir arkadaşım. Araya zaman girse de, Fatih Bey’le konuşmak üzere İzmit’e geldiğimde Ahsen’i görmek, hele ki onun oyunda reji yardımcılığı yapacak olması beni ayrıca mutlu etti. Kısaca oyun her yönüyle emin ellerde.

 

8 Mart’ta hangi duygular içinde olacaksınız?

 

Prömiyer gecesi çok heyecanlı olacağım o kesin. Ben bugüne kadar gerek yazdığım gerekse sadece reji asistanı olarak çalıştığım yani oyuncu olarak içinde bulunmadığım her oyunda prömiyer gecesi çok heyecanlı olurum. Hatta genelinde de seyir yerinde oturarak seyretmem, seyredemem. Salonda arkada dururum, ne bileyim ışık odasına çıkarım, fuayede dolanırım. Kısaca olduğum yerde duramam. Sonraki gecelerde gelir sakince izlerim. Yani heyecanlı olacağım.

 

Acılardan en fazla

nasiplenen kadındır

 

8 Mart aynı zamanda Dünya Emekçi Kadınlar Günü… Bu özel günde bir kadının oyunu sahnelenecek. Düşünceleriniz neler?

Evet 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Doğrusu bu. ‘Emekçi’ Kadınlar Günü. Ancak gün, işçi kadınlar üzerinden doğmuşsa da, çalışan çalışmayan tüm kadınlar hayatın yükünü daha fazla çekenlerdir bana göre. Onun için hemen hemen her kadın emekçidir çalışmasa da. Dünyadaki acılardan en fazla nasiplenen de kadındır. Savaşlarda en mağdur olan kadın ve çocuklardır. Düşünün bir kere son günlerde Hollywood’da açığa çıkan taciz ve tecavüz olaylarını. Ve düşünün dünyanın tanıdığı starlar, çok güçlü kadın figürleri bir bir anlatıyorlar mağdur oldukları durumları. Ki yıllarca da saklanmış. Bu denli güçlü kadınlar bile tacizden, tecavüzden, baskıdan, kullanılmaktan bahsederken, yaşadıklarını anlatırken hatta uzun süre anlatamamışken, ‘sıradan’ kadınların yaşadıkları, mağduriyetleri ya da olası yaşayabilecekleri karşısında insan ürperiyor. Ki görüyoruz zaten.  İş hayatındaki ayrımcılık, her türlü şiddet, kadın cinayetleri, acının yıkımın tam ortasındaki kadınlar, savaş mağduru kadınlar, mülteci kadınlar… O kadar uzun ki sorunları listelesek. Ve gayet de iyi biliyoruz listeyi. Bilmek yetmiyor. Ancak kınamak da yetmiyor, ya da sadece dur demek. Bir şeyler yapmak gerekiyor, elini taşın altına koymak, elden ne kadarı geliyorsa. Sadece kınamaktan iyidir. Bir kız çocuğunun eğitimine katkıda bulunmak ne kadar gücünüz yetiyorsa, bu konuda başkalarını da teşvik etmek mesela, ya da kadınları desteklemek, kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için üretime katmak için kurulan vakıflara destek vermek, mülteci kamplarına gitmek, çaresiz bir kadının elini tutmak bile bir şeydir, sadece konuşmaktan, kınamaktan daha kıymetlidir. Sorunuzun diğer kısmına gelince, bugüne kadar hiç bu şekilde düşünmediğimi itiraf etmeliyim. Yani bir kadın olarak oyunum sahnelenecek gibi bir şey hiç düşünmedim. Ama bir gerçek var ki oyun yazarı olarak maalesef kadın yazar az. Ben özellikle kurumsal tiyatroların kadın yazarları desteklemek için projeler üretmesinin, kadın oyun yazarlarının kendini göstermesi açısından çok yararlı olacağını düşünüyorum.

 

Onlar gibi düşünmeyince

ne yazık ki linç edildim

 

Sanatın siyasi açıdan değerlendirilmesi kimi sanatçıların tepkisini alıyor. Sizin bakışınız ne? Bu oyunu yazdıktan ve çok önemli bir ödül aldıktan sonra size gelen yorumlar nelerdi?

Sanatın siyasi açıdan değerlendirilmesine verilen tepkiler de siyasi aslına bakarsanız. Hatta daha siyasi bana göre. Sanattaki siyasetin sınırları ya da ölçüleri nedir, bunu sormak lazım bu tepkiyi verenlere. Bertold Brecht’i, Nazım Hikmet’i ya da ne bileyim George Orwell’i ya da Guernica dedik, Picasso’yu nereye koyalım? İlk anda aklıma gelenler. Bizim gibi düşünmüyorsan sen siyaset yapıyor oluyorsun. Burada genelde böyle bir anlayış var. 15 Temmuz mesela siyaset üstü bir mesele bana göre. Ama bu konuya dair siyaset yapıyorsun diyenler tam da siyasi bir körlükle eleştiri yapıyor hatta ben bu konuda eleştiri bile diyemeyeceğim bir üsluptan nasibimi aldım. Yarışma sonucu açıklandıktan sonra, olmadığım bir mecrada, sosyal medyada hem şahsi olarak bana, hem de sosyal medyadaki başka platformlarda konuyla alakalı, üstelik, özgürlük ve demokrasiden dem vuran, baskıdan şikayetçi, dahası beni tanıyan bazı kişiler dahil ‘özgürce’ linç yapmaya çalıştılar mesela. Çirkin tabirlerle. Açık açık. Ben her zaman inandığım gerçeği savundum ve dile getirdim dilim döndüğünce. Kalbimi, vicdanımı dinledim. Günlük hayatta da, üretirken de böyle oldu. Bulunduğum mahalle ne der, konjonktür nedir aman ona göre davranayım diye düşünmedim.  Bedel de ödedim. Ancak hiçbir zaman o konforlu alandan çıkmadan oraya buraya, en hafif tabirle söyleyeyim, laf yetiştirerek, kendimi ya da inandıklarımı ispatlamaya da çalışmadım. Ki genelde oralarda mesele üzüm yemek olmuyor, bağcıyı döverek, kendini göstermek. Egosal bir şey sanırım. Tabi bu psikiyatrların konusu. Ben bir şey diyemem. Sosyal medyada ülke kurtarılıyor, dezavantajlı gruplar kurtarılıyor, Türk futbolu kurtarılıyor. Ah bir fırsat olsa ne çok ekonomist, Ortadoğu uzmanı, sanatçı, teknik direktör çıkıp hepimizi kurtaracak… Şaka bir yana konforlu alandan çıkılmadığı gibi, eleştiri de olmuyor aslında, eleştiri denen çoğunlukla hakaret, küfür ya da aşağılama maalesef. Benim anlayabildiğim bir şey değil. Oturduğun yerden, bilgisayar ya da telefon tuşlarına basarak,  insanlık kurtulmuyor. Eylemek gerek hayatta ve üretmek. 

 

Bu haber eklendi
ETİKETLER:
Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Röportajlar haberleri
Advert
Advert
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.3887 TL 5.3672 TL
Euro
EURO
6.0956 TL 6.0713 TL
Anket
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
ANIT MEDYA