RÖPORTAJMutsuz insanlar yaratıldı
Mutsuz insanlar yaratıldı
24.07.2016 13:46:34 Tarihinde Eklenmiştir.



 

 

İnsanı kötü

yapan koşullardır

 

 İlker amca ile geçen hafta pazartesi günü için röportaj yaptık.

Ancak 15 Temmuz Cuma gecesini cumartesiye bağlayan gece yapılan darbe girişiminin ardından röportajı ben yazamadım…

 Ama İlker amcanın söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı. Bu kenttin kaybolan kültürünün sadece insanlardan ve yaşanan sosyal gelişmelerden değil, ekonomik gelişmeyle olduğunun altını çiziyor…

“İnsanları kötü yapan koşullardır” diyor…

 Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi’nde okuyan ve ailesinin durumunun iyi olmasına rağmen soldan bakan bir insan olması eleştirilen Özben, hayata soldan bakmanın kendisi için bir yaşam biçimi olduğunu söylüyor.

 Ortaokulda başlayan okuma merakıyla sosyal demokrasiye olan inancı artan Özben’e göre, mutlu insanlar ülkesi sosyal demokrasi ile olur…

 İlker amca aynı zamanda İzgaz’ın kurucu yönetiminde yer alan ve yargılanan isimlerden biri. Ancak İlker amca hala neden yargılandıklarını bilmiyor… 

 

Süriye ÇATAK TEK

 

 

Kocaeli’de küçük esnafın nasıl yok olduğunu anlatan aynı zamanda kent hafızası açısından önemli noktalara değinen İlker Özben, mevcut ekonomik sistemin iyi ve kötü yanlarının olduğunu ancak, tüketimi çok hızlandırdığı için mutsuz insanlar ülkesi yarattığını söyledi

 

İlker Özben hayatını şöyle anlatıyor: “1947 İzmit Baç’ta doğdum. İlkokulu 2 yıl Ulugazi’de, daha sonra Yeni Turan İlkokulunda bitirdim. İlkokul dördüncü sınıftayken babam yurt dışına fuara gitti. Döndüğünde bana bir bisiklet getirdi. 1958 yılındaydı. Rixe Marka bir bisikletti. Yarım balon, neon boyalı harika bir bisikletti. O zaman bisikletli çocuk olmak büyük itibar sahibiydi. Babam, ‘Bu bisikleti hak etmen için özel kolej imtihanlarına katılacaksın ondan sonra hak edip etmediğini göreceğiz’ dedi. Bir yıl mağazanın tavanında asılı kaldı. Ağzımın suyu akıyordu.

 

BİSİKLET AŞKINA

Çok başarılı bir öğrenci değildim. Babam beni 3 okulun imtihanına koydu. 1959 yılında Kadıköy Maarif Koleji İngilizce, Sankt George Avusturya Lisesi Almanca, Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi’nin. Ben bu üç okulun imtihanını kazandım. Sanırım bisikletin etkisi oldu. Saint Joseph 2 yıl hazırlık, 3 yıl lise okudum. 2 yıllık zaman kaybım olunca üniversiteye gitmedim ve askere gidip hayata atıldım. Annem çok darıldı bana üniversiteye gitmedim diye. 1969-71 yılında Ankara’da askerlik yaptım. 1971 yılında döndüğümde heyecan iş hayatına atıldım.

 

43 YILLIK BÜYÜK AŞK

Babam İrfan Özben bu kentte birçok yenilik getiren, araştırmacı, girişim ruhlu bir insandı. Dayanıklı tüketim malı ağırlıklı ticaret yapıyordu. Arçelik’in ilk bayilerindendi. Taksitli satışı ilk o getirdi. 2 yıl yanında çalıştım. 1973 yılında yarı yarıya ortak yaptı beni. 1973 yılında eşim Sıdıka Öğütçen ile tanıştım. Babamın arkadaşının kızıydı. Bir düğünde tanıştık. Aşk evliliği. 43 yıllık evliyiz. 42 yaşında bir oğlum, 41 yaşında bir kızım var. Eşim de Üsküdar Türk Kız Koleji mezunu. Çok genç yaşta evlendi benimle. Eğitim eksikliğimizle çocuklarımızla bitirdik. Kızım KOÜ’de İngilizce okutmanı. Oğlum tüm okullarını birincilikle bitirdi. Şu anda uluslararası bir şirkette üst düzey yönetici. İki tane de torunum var.

 

34 YIL ESNAFLIK YAPTI

34 yıl esnaflık yaptım. 1983 yılında babamı kaybettim. Özben Müessesi Arçelik bayisini devam ettirdim. Fethiye Caddesi Dar sokakta 1999 depremine kadar hizmet verdik. Depremden sonra oradan çıkıp 2007 yılına kadar Yürüyüş yolunda Simens bayiliği yaptım. Geçmişe duyulan özlem aslında gençliğe olan özlemdir. O dönem her şey o kadar güzel değildi. Ama insan davranışları özlenebilir. İnsanlar bu kadar materyalist değildi, birbirine daha saygı ile yaklaşırdı.

SENETLİ SATIŞI

BABAM GETİRDİ

Benim babamın döneminde senet yoktu. Sözle borçlanırdı. Bakkal defterleri vardı. Daha sonra babam sistemi değiştirdi ve senet ile satışa başladı. Bu konuda çok eleştiri aldı. Güvensizlik olarak algılandı. Babama dedim neden senet yapıyoruz. O gün dediği çok anlamlıydı. Sonradan anladım. “Oğlum bak biz eskiden küçük ürünler satıyorduk. Birim rakamı insanların bütçesini zorlamayacak ürünlerdi. Artık buzdolabı, çamaşır makinesi gibi eşyaların satışı başladı. Bunların birim fiyatları çok yüksek” dedi. Müşteri sayısı ile çarpıldığında ciro artıyordu, riskte artıyordu.

 

VE BANKALAR

Ödeme kültürü değişiyordu. Eskiden insanlar geciktiriyordu ve idare ediyorduk. Ama rakamlar büyüyünce idare etme durumunu ortadan kaldırıyordu. Vadesinde ödensin ki biz de borçlarımızı ödeyebilelim. Sermayemiz aradaki farkı kapatmaya yetmiyordu. Daha sonra buna alıştı ve herkes senetle iş yapmaya başladı. Babamın vefatından sonra kredi kartı olayı çıktı. Kredi kartı iyi bir ödeme aracıydı. Daha sonra üretici firmalar kredilendirmeye bizim aracılık etmemizi isterlerken, taksit olayı başladığında işi bankalara yüklediler. Bizim tüketici ile aramıza mesafe koydu. Bankanın müşterisi oldular. Bizimle bir ilişkileri kalmadı. Bizi terk etmeye başladı. Burası sonun başlangıcı oldu.

 

ASIL DARBE

AVM’LERDEN

Daha sonra asıl darbeyi de büyük alışveriş merkezleri, zincir mağazalar, teknoloji marketleri, organize perakendecilik bizim sonumuzu getirdi. Ürünler giderek daha teknolojik ürünler haline geldi ve çok hızlı model değişti. Bu tip ürünlerin batışında ihtisas sahibi işletmeler daha başarılı oluyordu. Geleneksel esnaf modeli ile bunu götürmek mümkün değildi. Bunu başaran çok az sayıda firma oldu. Bu arada başka değişimler oldu. Yüksek enflasyon döneminde stoklu çalışmak karlıydı. Enflasyon sona erdikten sonra stok maliyeti can yakar hale geldi. Bu arada üretici firmalarda bayilik sistemi üzerinden stok yükünü yüklediler. Bu durum karlılığı ve azaltıyordu. İşi cazip olmaktan çıkarıyordu.

 

DÖNÜŞÜM HIZLI OLDU

Enflasyonun düşmesi elbette ülke ekonomisi açısından iyi oldu. Organize perakendeciliğin artması da ülkenin gelişmesinde iyi olmasına neden olmuş olabilir ama sonucu küçük esnafın yok oluşu demektir. Bu elbette bir paradoks gibi. Buna artık halk karar verecektir. İyi mi kötü mü buna yaşayan karar verecek. Bana göre bu kadar hızlı dönüşüm Türkiye için erken oldu. Toplum bu kadar hızlı tüketime henüz hazır değil. Çok borçlanma ve batmalar, intihar vakalarına kadar giden olaylar oldu. Mutsuz insanlar ülkesi olduk. Kimse ayağını yoranına göre uzatamaz hale geldi. Yüksek standartlar elbette iyi. Ama bu standardı elde edecek gelir düzeyine erişmeden böyle harcamalar yapmak zarar getiriyor.

 

İNSANLAR ZARAR GÖRDÜ

Hemen hemen her aile yaşadı. Sadece esnafa değil, insanlarda zarar gördü. Bu durum insanların hızlı tüketici olmasına neden oldu. Borçlular ve mutsuz insanlar ülkesini yarattı. Bu olaylar dünyada hep yaşanan ve doğal karşılanması gereken olaylar. Pazar ekonomisinde bunlar hep yaşanmıştır, acı sonuçları olmuştur ama ekonominin de büyümesi de bu modelle gerçekleşiyor. Gerçek şu anda bu. Bu vahşi bir ekonomik model. Gerçek bu. Diğer ülkeler gelişince bu acıları yaşandı.  

 

İSTOP’U KURDUK

Birçok sivil toplum örgütünde görev yaptım, meslek odalarında görev yaptım. İzmit Ticaret Odasında yönetim kurulu başkan vekilliği yaptım. Daha sonra başkan adayı oldum. Seçimi kaybedince bıraktım. Tüm bu gelişmeleri o zaman öngörüyordum. Biz esnaf olarak direnç gösterebilirmiyiz diye düşünüyorduk. Aklımıza gelen ilk model kooperatifleşmeydi. Biz İTO bünyesinde kooperatif kurduk. İSTOP kuruldu. Ticaret odası içinde dayanıklı tüketim malları, halı, mobilya satan esnaflar olarak bir arada yer alıp, kooperatif çatısı altında direnç görmek için bir yer yapabilir miyiz diye çalıştık. Epey taraftar olduk. Sonu başarısızlık oldu.

 

DİRENENLER KÖTÜ OLDU

Kaçınılmaz son elzem haline geldi. Dükkanlarını kapatmayıp direnenler daha kötü oldu. Erken davranan mülk sahipleri, dükkanlarını erken kapatıp, kiraya verdiler. Eski esnaf kalmadı. Şu anda esnaflık yapanların Allah yardımcıları olsun. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ayakta kalanlar var. Butik denilen tarzda işler yapan başarılı insanlar var. Bunları da gözden kaçırmamak lazım.

 

YAVAŞ YAVAŞ BİTTİ

Eskiden esnaf dayanışması diye bir şey vardı. 1960-70’li yıllarda. Mesela siftah etmemiş esnaflara, daha önce siftah yapmış esnaf müşterisini yönlendiriyordu. Bu iyi bir hasretti. Hızlı tüketim arttıkça, bu güzel hasretlerde yavaş yavaş sonlandı. Rekabet çok daha acımasız ve haksız bir şekilde sürmeye devam etti. Ekonominin gelişmesine paralel olan bir gelişmedir. Bu insanın iyi ve kötü olmasına bağlı bir durum değildir, ekonomik modelin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıktı. Ekonomik modeldir insanları çıkarcı ve bencil yapan, daha acımasız yapan. Bu modellerin elbette iyi yönleri var. Tüketimi çok seviyorsanız mutlu insan olursunuz. İnsanı iyi ya da kötü yapan koşullardır.

 

DEMİRYOLU KORKULUĞU

Demiryolu korkuluğu gençliği diye bir gençlik vardı. Orada oturup piyasa yapan, genç kızları kesen gençlerdi. Demiryolu kaldırılınca onlar ortadan kalktı. Gelen geçen şehri görüyordu ama bence demiryolunun kent içinden geçmesi doğru değildi. Çok sayıda insan öldü. Doğudan göç eden insanlar bilmedikleri için el ele tutuşup geçerken 5-6 kişinin öldüğüne tanıklık ettik. Bende güzel geçmişi yoktur.  Sahile alınması da kötü oldu. Sahille bağı kesti. Şimdi kenttin dışında geçilecek söyleniyor. Geçmişti de tartışıldı. Şimdi yapılabilir. Burası sadece banliyö olarak kullanılabilir.

 

SİNEMA EN

BÜYÜK KEYİFTİ

60-70’li yıllarda nüfus kalabalık değildi. Hemen hemen herkes birbirini tanıyordu. En büyük keyif sinema keyfiydi. Kapalı ve yazlık sinemalar çok keyifliydi. SEKA sinemasının İzmitlilerde ayrı bir yeri vardır. Hafta sonları en yeni vizyon filmler izlenirdi. Oradalar aynı zamanda sosyal gelişmenin olduğu yerlerdi. Film arasında insanlar birbiriyle tanışır ya da karşılaşır ve sohbet ederdi. Sahildeki gazinolar çok önemliydi kent için. Ekonomik yüksek yerler değildi. Halk tipi yerlerdi. Dar gelirli insanlar da oralara gelebiliyordu.

 

1 MART DENİZLE

BAĞI KOPARDI

O dönem adeta bir sınıf farklılaşması da vardı. Ekonomisi nispeten iyi olan insanların Körfez’de Kirazlıyalı, Şiriyalı gibi sahil boyunca yazlık evleri vardı. Orta sınıf ise günübirlik Ulaşlı, Ereğli, Değirmendere de denize giderdi. Vapur gezileri çok önemliydi. İzmit halkının çok önemli hatıralar vardı. SEKA Kamp’ı da çok önemliydi. SEKA Kampına arkadaşlarımızla giderdik. Bizim için büyük bir olanaktı. İlk kız arkadaşlarımızla orada tanıştık. Sosyal ilişkilerimiz oluyordu. Güzel hatıralarımız var. SEKA Kampı kapalı devre bir sosyalleşme yeriydi. Çok güzel hatıralar vardı. 1958 yılında 1 Mart deniz faciasına uzun yıllar deniz ile olan bağ koptu, 1965’ten sonra tekrar başladı. Ben birçok arkadaşımı kaybettim. Benim için çok acıdır.

 

SOL PENCEREDEN

BAKIYORUM

Siyasette gençlik yıllarımda uğraştım. Bunu asla kötü bir şey olarak görmem. Çıkarı gereği siyasetle uğraştı noktasında söylenenleri doğru bulmam. Dünyaya sol pencereden bakıyorum. Sosyal demokrasiyi çok önemsiyorum. İnsan mutluluğa taşıyacak siyasal modelin sosyal demokraside olduğuna inanıyorum. Hala öyle düşünüyorum. Hangi siyasi cephede olursa olsun, hangi model olursa olsun orada önemli olan siyaseti bireysel çıkar için değil de, inandığı değerler için yapan insanların daha öne çıkması olduğunu düşünüyorum. Tercih yaparken görev alarak, size yakın insanların göreve gelmesini isteyerek ve bunun için çaba göstermesi gerekiyor. Herkesin bir şekilde siyasetle ilgilenmesi gerekiyor. Yoksa şikayet ederler ama haksız çıkarlar.

 

KİTAPLARLA BAŞLADI

Partiye ilk girişim Leyla takan il başkanı olduğunu zaman CHP gençlik kollarına üye oldum. Babamın etkisi oldu. Esasen ortaokulda kitap okumaya başladım. Demir Ökçe, Gazap Üzümleri, Sefiller okudum. Daha küçükken resimli romanlar okuyordum. Deniz Altında Yüz Bin Fersah, bunları Fransızca okudum. Müthiş bir okuma şevki getirdi. SHP döneminde merkez ilçe yönetim kurulu üyeliği ve başkan vekilliği yaptım. Ticaret odası başkan vekili olup, daha sonra aday olduktan sonra tanındım. Toplam kalite yönetimi projesi ile aday oldum. O zaman yeni bir modeldi. Bu modeli ticaret odası bünyesine getirerek, yeni bir yapılanmayı yayacaktık. Rekabette ancak böyle yer alacağımızı düşünüyorduk.

 

VEKİLLİK YAPTIM

O dönem tanınır oldum. 1994 yılında İzmit büyükşehir Belediyesi kurulunca kuruluşu vasıflı insanlarla yapmak istediler. Beni buldular. Kontenjandan birinci sıra meclis üyesi adayı yapıldı. Popüler bir kişi olmam bunda etkili oldu. Ben aday olmak istemedim ama bana ihtiyaç olduğu söylenerek ikna edildi. O zaman dostum Ruhan Odabaş en fazla ısrar eden kişi oldu. Pek umudum yoktu seçileceğine. Meclis üyesi oldum. Bütçe komisyonu başkanlığı yaptım. Sefa Sirmen yurt dışına çıktığında zaman zaman belediye başkan vekilliği yaptım.”

 

İZGAZ’IN KURUCUSU

Sefa Sirmen’in İzgaz yönetim kurulu üyesi oldum. İzgaz’ı yapan Gez Do Frans, Sofre Gaz, Banque Paris-Bas böyle bir konsorsiyum ile yap-işlet-devret yöntemi ile doğalgaz yatırımı yapıyorlar Sefa bey ‘Sen Fransızca iyi biliyorsun o yüzden yönetimde ol’ dedi. Seçildim. Fransızlarla çok tartışmalarımız oldu. Mustafa Birik İngilizce bilen arkadaşımızdı ve İzgaz genel müdürüydü. Teknik konuşmalar İngilizce oluyordu. Sohbet konuşmaları Fransızca oluyordu. Çok tartışmalar yaşadık. Pahalıya mal olduğu söyleniyor. Fransızlarla yönetim kurulunda konuşurken neden Türkiye’den mal temin etmiyorsunuz dedik. Kendilerince savunmalar yaptı.  Deprem faktöründen dolayı kendi yaptıkları dayanıklı ürünleri kullandıklarını söylediler.

 

BİZİM YETKİMİZ YOKTU

Alen diye bir adam vardı. Onunla tartışmamız oldu. Bize dedi ki “Bu proje tümünün Fransız Exzzim Bank finanse ediyor. Bunun sebebi de Fransız üreticisini destekliyor. Bizim bu projeye girmemizin nedeni Fransız sanayisine para kazandırmak. Dışarıdan mal getirmemiz çok doğal. Yönetimin maliyetleri inceleyip bizi eleştirmesine hakkı yok. Çünkü yap-işlet-devret modeli devlet tarafından daha önce onaylanmış. Ne kadar bu işle ilgili birim varsa oralardan geçmiş ve rakamlar oralarda belirlenmiş. Daha önce devlet tarafından ihale edilmiş, projelendirilmiş model bu. Sizin bir alt yapınız yok. Tabi ki biz buradan para kazanacağız. Fiyat konusunda sizin bizimle pazarlık yapma yetkiniz yok.” Böyle bir durumda ben neden yargılandığımızı hiçbir zaman anlamadım.

 

ERENKAYA NİYE

YARGILANDI ANLAMADIK

Daha sonra açılan davada ilk duruşmada ben vareste tutuldum. Burada siyasal bir yargılanma olduğunu düşünüyorum. Biz bilirkişi raporlarında beraat ettik. Daha sonra temyiz gidildi. Temyizde dosya kapandı ve zaman aşımına uğradı. Sefa Sirmen ve hikmet Erenkaya ayrı ayrı dönemlerde milletvekilli oldukları için dosyaları zaman aşımından düşmedi ve ikisi mahkum edildi. Garip olan Hikmet Erenkaya o zaman yönetim kurulu üyesi dahi değildi. Sefa bey istifa edip milletvekili olduğu için büyükşehir belediye başkanı oldu. Ondan sonra hata görüldü ve Yargıtay tekrar dosyasını ağır cezaya gönderdi.

 

KİMSE HAK ETMEDİ

Benim inancıma göre burada yargılanmayı hak edecek hiçbir olayın içinde olmadık. Yüzümüzü kara çıkartacak hiçbir şeye bilerek imza atmadık. Sonuçta ağır cezada yargılanmış insan durumuna düştük. Bu beni rahatız etti. İzaydaş, Yuvacık, İzgaz o dönemde yapıldı. Yolsuzluk yapıldı mı yapılmadı bilmiyorum. Ama ben çiğ yemedim ki karnım ağırsın. Deprem döneminde o yatırımların çok büyük faydasını gördük. İzmit susuz kalmadı, çöp istilasına uğramadı. Outlet Center’in olduğu yerler çöp vardı. Gaz olayında kimse suç işlemedi ve kimsenin suç işlediğine de inanmıyorum.”

 

 

Bu Haber 4492 Görüntülenmiştir
YORUMLAR
İsim Soyisim
E-Posta
Yorumunuz
DİĞER HABERLER :
Baltacı’yı Türk Metal’e davet ediyorum
  Türk Metal Sendikası Genel Sekreteri Yücel Yücel, Birleşik Metal-İş Kocaeli Şube Başkanı Hami Baltacı’yı Türk Metal çatısı altında, işçiler için birlikte...
Partimizin aldığı oyu daha da artıracağım
 Bundan önce iki kez aday adayı oldunuz ancak aday gösterilmediniz. Şimdi tekrar başvuru yaptınız? Bu kararı nasıl aldınız?Parti büyükleriyle bir araya gel...
“Halkın sorunlarını çok iyi biliyorum”
 Körfezli diş hekimi Zehra Coşkun Salih, ilk kez AK Parti’den siyasete atıldı. Kendisinden emin olan Salih, “Halkın içinde birebir ...
AK Partililer bile bana oy verecek
Bu işi halk sandıkta çözecek
 Türkiye’yi içinde bulunduğu ortamdan sadece halkın kurtarabileceğini söyleyen Tarhan, “Bu işi bu saatten sonra siyasetçiler çözemez, bu işi halk sandıkta ...