YAZAR HABERNeme lazım…
Neme lazım…
07.09.2016 13:27:19 Tarihinde Eklenmiştir.



 

 

BİR gün Kanuni Sultan Süleyman, emri ve idaresi altındaki o dönemin dünyadaki en güçlü imparatorluğu olan Cihan Devleti, Devleti Aliyye’nin akıbetini düşünmeye başlar….

Acaba günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye derin derin düşünmeye başlar...

Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur âlim, Yahyâ Efendi’ye sorduğu için bunu da O'na sormaya karar verir.

Güzel bir hat usulü ile yazdığı mektubu ilmine, öngörüsüne ve dürüstlüğüne inandığı Yahyâ Efendi’ye gönderir... .

“Sen ilahî sırlara vâkıfsın, Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker?" der.

Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendi’nin kısacık cevabı, Sultan'ın sorduğu soruyu içinden çıkılmaz bir hale getirir.

Cevap aynen şöyledir: “Neme lazım be, Sultanım.”

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan, düşünse de bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini düşünmediğinden, 'muhakkak bilmediğimiz bir mana vardır bu cevapta' diyerek Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gider.

Sorusuna biraz da sitem yükleyerek tekrar sorar!

"Ağabey, ne olur soruma anlayacağım bir lisan ile cevap ver, bizi geçiştirme" der.

"Sultanım! Sizin sorunuzu ciddiye almamak hiç olur mu? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim" der, Alim Yahya Efendi….

"İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım, sadece 'neme lazım be Sultanım' demişsiniz, hani 'Beni böyle işlere karıştırma' der gibi bir anlam çıkarıyorum" demiş Sultan Süleyman ….

'Sultanım' diye söze başlar Alim Yahya Efendi; Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık aşikar olsa, gücü yeten, güçlü olan her istediğinde istediği gibi davransa, dün söylediğinden vazgeçip bugün başka başka konuşsa, idarecileri uyaracak nizam verecek bir makam bir yapı olmasa, devletin malı ve imkanları idarecilere yakın olanlara usulsüzce ve daha bir fazla dağıtılsa, koyunları kurtlar değil de oturup çobanlar yese ve bundan dini bilgisi olanlar, uyarması engel olması gerekenler dahi faydalasa ve şahsi çıkarlarına dokunacağı için razı olunsa, susulsa, tüm bunları işitenler de korkup çekindiğinden, başına iş alacağından tereddüt edip itiraz etmese, uyarmasa, dile getirmese, haykırmasa, yazmasa 'neme lâzım' deyip uzaklaşsa, işte o zaman o devletin sonu görünür, halkın devleti yönetenlere, kadılara ve din adamlarına itimad ve hürmeti sarsılır ve çöküş böylece mukadder hale gelir' demiş.

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca Sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir alime sahip olduğu için Allah’a şükreder.

Evet muhterem okurlarımız

Tüm bu nasihat ve tavsiyeleri keşke devlet adamlarımıza, yerel yöneticilerimize belli zamanlarda danışmanlarından birileri, cesaret edip anlatabilseler, o idarecilere toz pembe tablolar çizmeseler. Bence bu onlara danışmanlarınca ve etraflarındakiler tarafından yapılan en büyük haksızlık.

Her baktıkları yöndeki aykırı sesleri susturup, alkışlayanları coşturmasalar, gazetelerdeki sadece kendilerinden ve yönetimlerinden övgüyle bahseden haberleri öne çıkartıp, eleştirel yorumları gizlemeseler, kendinden olanları bu idarecilerin yolunun üzerine dizip övgüler methiyeler dizdirip, kendi makamlarının endişesiyle davranmasalar ne güzel olur değil mi?

Misal Kocaeli Büyükşehir Belediyemizin bütçesi birçok ufak devletin bütçesinden fazla. Belediye başkanımızın idaresi ülkemizde bile, belki 20'ye yakın küçük şehir belediyesinin bütçesinin toplamı kadar vardır. Ve sorumluluğu kadar dinimize göre vebali de bir o kadar fazladır.

Resimlerde başkanımızı hep kendi partilileri ve verdiği kararlardan sunduğu imkanlardan razı olanlarla bir arada görüyoruz. Ancak şu bir gerçek ki, bu şehir sadece danışmanları ve daire başkanları tarafından başkanımıza gösterildiğinden ibaret değil. Hani eskiden maneviyatı güçlü idareciler yanlarında erkanları, kolluk kuvvetleri, kudretli yaverleri, gazetecileri, kameramanları olmadan tebdili kıyafetle halkın arasına karışıp, “gerçek halka” kendilerinin ve atadıkları idarecilerin uygulamalarını sorarlarmış ya, yönetimlerinde adalet olup olmadığını kendi kulakları ile duyarlarmış ya... Keşke şimdi de öyle olsa değil mi…

İşte muhterem okuyucular. Maalesef idarecilerin nefisleri çatlak ses duymak istemediği için etraflarına kendi istediğini gösterebilecek danışmanlar, kendi duymak istediğini işittirecek becerikli daire başkanları ve müdürler atarlar. Bunu beceremeyenler, güç, imkan, idarenin imkanları ve dengelerini idare edemeyenleri de tez vakitte görevlerinden alırlar.

Sonuç olarak görev ve yetkiler gelip geçiyor, tarih ardından adaletle anılmayan birçok dini veya siyasi liderden örnekler veriyor. Bir çok idareci görevde iken kendini mutlak otorite, mutlak güç ve her şeyi doğru bilen doğru yapan, herkesi mutlu eden biri zannetse bile mutlak otorite ve mutlak gücün sadece Allah olduğunu ve dönüşümüzün O'na olacağını unutmamak lazım.

Bunu herkes er ya da geç, işine gelse de gelmese de idrak edecek.

Ve aslında bütün mevzu bu dünyadan helallikler alarak ömrümüzü Salih ameller tamamlamaktır diye düşünüyorum.

Ve bu hafta duyduğum bir güzel sözü mal varlığı her geçen yıl katlanırcasına artanlara armağan ediyorum.

“Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.”

Selam ve dua ile…

 

 

 

Bu Haber 1534 Görüntülenmiştir
Ekleyen Yazarın Mail Adresi : kocaeli@kopiservis.com.tr
YORUMLAR
İsim Soyisim
E-Posta
Yorumunuz
DİĞER HABERLER :
Vallahi talibim
Gavur İzmir…
Dinimizde bunlar yok
Suskunluğun Yükü…
En uzak mesafe…