Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert Advert Advert
TARİH 18.11.2018 SAAT 09:25:07
Advert

Yarım kalmış bir kardeşliğin öyküsü

1999 depreminde yüz binlerce insan çok derin ve büyük acılar yaşadı. O acıları yaşayanlardan biri de Nurhan Atalay, o acısını kitaba döktü ve enfes bir eser ortaya çıkardı. Atalay, yarım kalmış bir kardeşliğin öyküsünü yazdı
Yarım kalmış bir kardeşliğin öyküsü

Süriye ÇATAK TEK  -  Av. Nurhan Atalay’ı hepimiz CHP’de İl Genel Meclis üyeliği yaptığı dönemde tanıdık neredeyse… Çalışkan, özverili bir isim. Ama onun avukat ve siyasi kimliğinin yanında bir de yazarlık kimliği var. 1999 Depremine tanıklık eden ve kitap yazanlar arasında insanda en derin izler bırakan biri O… Depremde kaybettiği kız kardeşi Aslı’yı anlatmış… Hayat dolu yaşam hikayesini, o geceyi ve kardeşini kaybetmeyi anlatmış… Yarım kalmışlığın esaretinin ne olduğunu anlatmış Nurhan Atalay… İş Bankası Yayınlarından çıkan Deniz Kabuğundan Evler kitabını mutlaka okumalısınız. Eminim o geceyi yaşayan herkes kendinden bir şey bulacaktır. Acıların ne kadar aynı olduğunu görecektir… Kitap o acıları yaşayan herkesin ortak dili gibi…

 

SADECE YAZIYORDU…

İnsanın içini bu kadar acıtan bir olayı kaleme alma fikri nereden çıktı? Neden yazdınız bu kitabı?


1999 depreminde çok büyük acılara şahit olmuştuk. Aslında o tarih benim için bir milat niteliğindeydi. Gençlik ve üniversite yılları birbiri peşi sıra gayet güzel gidiyordu. Ailecek hiç bir sorunumuz, sağlık sıkıntımız ve maddi sorunumuz yoktu, hayat tozpembeydi. Depremle birlikte her şey alt üst oldu. Üniversite ve lise yıllarım da sık sık her bulduğumu okur bazen de günlük tarzı yazılar yazardım, beğendiğim kitaplardan yaptığım alıntıları bir yerlere not ederdim. Depremle birlikte kardeşimi kaybetmenin acısı içimde büyüdü. Depremden yaklaşık bir ay sonra acılarımı, kardeşime özlemimi, hayatın ve kaderin sorgulamasını yapmaya başlamıştım. Özlemim içimde çok büyüyordu isyan dolu sorular beynimde kavga ediyordu. Anılarımı unutmamak ve özlemimin acısını paylaşmak için yazmaya başladım. Annem ya da babamla paylaşamazdım çünkü çok üzülüyorlardı zaten. Boş sayfalar benim dostum sırdaşım olmuştu. Yaşadığım psikolojik buhranı atlatmak için aslında çok güzel bir terapiydi yazmak. 

 

Kitaplaştırmak amacıyla mı böyle yazıyordunuz?

Hayır, kitaba dönüşeceğini bilmeden yazmaya başladım, her üzüldüğümde her ağladığımda elime kalemi aldım. Sayfalarca yazdım. Bazen düşük cümlelerle, bazen anlamsızca başını sonunu bilmeden devamlı yazdım. Yıllar sürdü yazmam, evlendim çocuklarım oldu. Daha sonraları bu yazıları kitaba dönüştürüp kalıcı kılmak fikri aklıma geldi. Kitap da bu yazdığım yazıların, günlüklerin eseri…

 

ÇOCUKLARINI GÖRMEK İSTERDİM

Peki, neden kitabın adı Deniz Kabuğundan Evler, 17 Ağustos 1999: İstatistiğe Dönüşen Hayatlar ismi nereden geliyor?


Kitabın ismini kitap bittikten sonra düşünerek karar verdim. Birkaç isim bulmuştum. İçinde "deprem olmayan" bir isim bulmak istedim, zaten yeterince depremle dolmuştum. Kardeşimle ben denizi çok severdik, kitabın isminin içinde deniz olmalı diye düşünürken, yıkılan evimizin duvarların ve betonlarında gördüğüm midye kabukları aklıma geldi. Böylece ismi buldum. İsim Deniz Kabuğundan Evler olmalıydı... Bu isim; evlerin dayanıksızlığını da ima ediyordu. Kitabın alt ismini yani "17 Ağustos 1999: İstatistiğe dönüşen hayatlar" ismini yayınevi eklemek istedi, bende kabul ettim. 



(İş Bankası Yayınlarından çıkan Deniz Kabuğundan Evler kitabını Atalay, geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleştirilen Kocaeli Kitap Fuarı’nda imzaladı. Atalay’ın kitabını alanlar arasında gazetemizin köşe yazarı ve editörü Mevlüt Soysal da vardı)

 

Kitabı okurken hep kardeşinizle yaşamadığınız eksik kalan duygular var. Onunla neler yaşamayı hayal ediyordunuz? 

Kardeşimle bütün hayatımı paylaşmayı isterdim. Benim avukat olduğumu görsün isterdim, eşimi görsün, düğünümde olsun, doğacak çocuklarımı görsün onlarla parka gitsin ve ya lunaparka gitsin, denizde eğlensinler.  Ben onun üniversiteyi bitirişini görmek isterdim, çocuğu olur muydu acaba, kime benzerdi çocuğu? Kardeşim capcanlıydı çünkü... Ölene kadar benim yanımda olacağını düşünmüştüm belki de. Gidişi çok ani oldu, belki de hala kabullenemedim. Yıllar acıyı azaltıyor mu gerçekten bilemiyorum eskisi gibi boğazım düğümlenip nefesim daralmıyor ama en küçük bir imge bana kaybettiğim aşkı, kardeş aşkını hatırlatıyor.  "Yarım kalmışlık esareti" bu.

 

DURUŞMALAR EN BÜYÜK SINAVDI

İzmit’ten Yalova’ya gidişiniz en çok insanı etkileyen bölümlerden biri. Hala o yoldan geçerken bu hislere kapılıyor musunuz?

Kesinlikle hala Gölcük tarafına geçtiğim her an depremi hatırlıyorum. Yalova'ya doğru giderken o yıkılan evler, o gece yaşananlar ve kardeşim aklıma geliyor, her seferinde o yollardan geçerken ağlıyorum, yanımdakiler ağladığımı görmesinler diye gizliyorum.

 

Avukatlık cübbenizi ilk giydiğinizde girdiğiniz dava kardeşinizin davası. Çok zor oldu mu? Sanırım hayatınızın en zor duruşması olmalı…

Hayat çok garip tesadüflerle dolu, kitabımda da yazdığım olayların tamamı gerçek. Yazılanları okuyan herkes gerçekten şaşırıyor ve kendi hayatına dönüp bakıyor.  Kardeşimi bizden alan deprem değil müteahhitlerdi ve kaçak yapılara göz yumanlardı. Bunun sorumlularına karşı çok hırslıydım, duruşmalarda tir tir titrerdim belki sinirden belki de başka duygulardan. Adaletin yerini bulmasını çok isteyişimdendi belki de. Duruşmalarda hiç bir ses duymaz hiç bir görüntü görmezdim karşımda duran müteahhitten başka hiç bir şey görmezdim. Avukat eşim yanımda olduğu için o idare ederdi bana bazen masanın altından ayağınla dokunurdu. Sakin ol derdi. Duruşma sırasında karşımda hiç suçu yokmuş gibi duran Müteahhit savunmasını dinlerken çok sinirlenirdim. Kan beynimi yakardı o anlarda. Hayatım da bana verilmiş en büyük sınavlardan biriydi o duruşmalar.

 

DEPREMLE YÜZLEŞMEDİK

1999 depremiyle hukuksal anlamda bir yüzleşme oldu mu?


1999 depremiyle hukuksal anlamda Türkiye'de bir yüzleşme olmadı. Çok üzgünüm, avukat olarak "bir nevi adaletin savunucusu" olarak bunu söylemek çok utanç verici ama hukuk deprem davalarında işlemedi. Kaçak yapıları insanlara satan yüzlerce insanın ölümüne sebep olan müteahhitler çok az ceza aldılar. Belki bir belki iki ay hapis yatarak kurtuldular. İnsanların ölümüne sebep verenlerle hiç bir şeklide "Yüzleşme" olamadı, depremden sonra çok kaotik bir döneme girildi, Türkiye geneline maddi sıkıntılar doğdu, hukuksal yönden aflar çıkarıldı, suçlular gizlendi, saklandı, savcılar "soruşturmaya yer yok" diyerek dosyaların çoğunu tozlu raflara kaldırdılar.



(Nurhan Atalay, 17 Ağustos Depremi’nin yıl dönümünden önce Bolu Belediye Başkanı Aladdin Yılmaz’a kitabını hediye etti)

 

Bugün baktığınızda 1999 depremi ve ondan sonra yaşanan hukuk mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

1999 depremi Türkiye için bir milat olmalıydı ama şahsen bu acı olaydan hiç bir ders çıkarılmadığını görüyorum. Gerekli önlemler halen alınmış değil. Deprem Yönetmeliğine uygun binalar yapılmaya başlandı ancak binaların yapımları aşamasında denetimlerin yeterliliği konusunda eksikler, yanlışlıklar var. Bunun yanında Kocaeli ve civarında halen hasarlı olup içinde oturulan yüzlerce bina var. Depremden sonra çatlak binalar sıvandı ya da bina giydirmesi yapıldı… İnanın ben İzmit Merkez'de çarşıda yürürken bile tedirginlik hissediyorum, ortadaki yürüyüş yolunda yürümeyi tercih ediyorum. Beklenen büyük depremin gerçekleşmesi halinde hasarlı binaların dayanamayacağını, yıkılacağını hepimiz biliyoruz. Bu anlamda kentsel dönüşüm projeleri daha fazla desteklenmeli. Acil eylem planları kağıt üzerinde yapılıyor ancak acil eylem planlarının uygulanabilirliği üzerinde hiç kafa yorulmuyor. Afet durumunda kim kime, kim duma durumları kaçınılmaz yaşanıyor.

 

ACILARDAN DERS ÇIKARILMADI



Acılardan ders çıkartıldığını düşünüyor musunuz?


Acılardan ders çıkarıldığını düşünmüyorum. Kitabımı günlüklerden kitaba dönüştürmem deki amacım depremi unutturmamaktı, biz yaşadık siz yaşamayın, başkaları yaşamasın demekti... Bu kitabı insanlık için yazdım, ders çıkarılsın,  dikkat çeksin diye kaleme aldım. Gençlere ulaşmasını çok istedim. Bir kitap yazarak ünlü olunmaz, bir kitap yazarak para da kazanılmaz.   İnsanlar sanki benim bunu para kazanmak ya da ünlü olmak için yaptığımı düşünüyor gibi geliyor. Hangi insanoğlu kendi acılarından para kazanmak isteyebilir ki? 

 

Kitabın gelirini ne yapıyorsunuz? 

Kitabın gelirini kız çocuklarının okutulması için bir kuruma bağışlıyorum. Adını vermek istemiyorum. Ama geliri bağışlıyorum. Böylece kardeşim için daha güzel bir şey yaptığıma inanıyorum. 

 

Son olarak ne söylemek istersiniz? Bir mesajınız var mı? 

Kitabımı okuyup sosyal medyada tanıtanlara sonsuz teşekkürler. Eğer şehirdeki dinamikler, ünlüler, medya, siyasiler, yöneticiler, sanatçılar bu kitaba sahip çıkmazsa ben ve benim gibi düşünenler amaçlarına ulaşamaz. Gençler depremi bilmeden büyürler, ta ki bir gün başlarına gelene kadar umursamadan yaşarlar. Deprem unutulmasın diye tanıtıma destek amaçlı bir kaç kez Belediye Başkanından randevu almaya çalıştım, unuttular geri dönmediler, olmadı. Ben kitabımı yazdım ve insanlığa adadım, gerisi insanların bileceği bir iş. Ben hem kardeşimi ölümsüzleştirdim hem de insanlığa adanmış bir iş yaptığımı düşünüyorum. Mutluyum.

 

 

Bu haber eklendi
ETİKETLER:
Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Röportajlar haberleri
Advert
Advert
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.3589 TL 5.3375 TL
Euro
EURO
6.0765 TL 6.0523 TL
Anket
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
ANIT MEDYA