Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert Advert Advert
TARİH 16.12.2018 SAAT 18:55:09
Advert
İbrahim GÜRSEL

Fabrika ayarlarına en uygun isim

AK Parti’de geçen hafta il başkanlığına bir süredir bu görevi vekaleten yürüten Abdullah Eryarsoy atandı. Bu atamayı yerinde bulan, en doğru tercih olarak gören çok geniş bir kesim var. Eryarsoy üzerinde bu kadar büyük bir uzlaşı sağlanmasının en büyük nedeni, güleryüzü ve herkesle çok sıcak ilişki kurabilen içten, samimi kişiliğidir. Kavgacı değil, yapıcıdır.

Doğum yeri olan kadim şehir Mardin’in birleştirici, biraraya getirici özelliklerinin hepsini üzerinde toplamıştır. Ama asıl özelliği kriz yönetimindeki başarısıdır. Duygularıyla değil, mantığıyla hareket ediyor olmasıdır.

Bunun en yakın kanıtı genel seçime iki ay kala istifa ederek milletvekili aday adayı olan eski il Başkanı Şemsettin Ceyhan’ın ardından asıl atamasına kadar geçen süreçte yaptıklarıdır. 

Herkesin Ceyhan’ın peşinde koştuğu bu dönemde meydanı boş bulup, partiden çok kendi adına siyaset yapanlar hortlamıştı. İl yönetimi yok sayılıyordu. Böyle bir ortamda büyük bir kavga yaşanabilir, iç çekişmeden dolayı parti zarar görebilirdi. Ama Eryarsoy son derece olgun bir tavır sergiledi, komplekse girmedi. Seçimin kazasız belasız tamamlanmasına yoğunlaştı. Elbette bundan sonra aynı durumların yaşanmasına izin vermeyecektir ama geçiş döneminde AK Parti’nin ilimizde çok büyük yaralar almasına bu şekilde engel oldu.

...

Eryarsoy, Mardin’de doğdu ama bu şehirde büyüdü. Hayatını burada kurdu. 42 yaşında ve 3 çocuk babası. Siyasete AK Parti’de başladı. Kuruluş yıllarında partinin içinde yer aldı. Buna rağmen çevresinde her görüşe saygılı biri olarak tanınıyor. Siyaseti kendi çıkarları adına kullanmadığı için meslektaşları tarafından da sevilip, sayılıyor. En önemli özelliklerinden birinin de bu olduğunu ve seçilmesine etki ettiğini düşünüyorum. İş hayatı, sosyal çevresi, insani yönleri, siyaseti anlayış biçimi ve uygulamasıyla Abdullah Eryarsoy, AK Parti’nin fabrika ayarlarına en uygun isimdi.

...

Eryarsoy, aslında en zor dönemde bu görevi üstlendi. Belki de, AK Parti’de kuruluştan bu yana il başkanları arasında en sıkıntılı dönemde sorumluluk aldı. Taşın altına elini değil, gövdesini soktu denir ya, AK Parti’de yıllardır kalıplaşmış dengeler nedeniyle o taş artık büyük bir kaya parçasına dönüştü. Değişim yaşanmazsa, daha doğrusu kuruluş ayarlarına dönülmezse bu kayanın altında herkes kalabilir. Eryarsoy işte bu devasa kütleyi yerinden oynatıp, partiye yeni bir heyecan getirmeye çalışacak. Kendi konumu, kurduğu insani ilişkiler bunu başarmasına müsait. 

Ama Eryarsoy’u mevcut kalıpların içine sokmak isteyenler olacaktır. İstediklerini elde edemeyince üzerine algı operasyonlarıyla saldıranlar olacaktır. Hatta kuruluşundan bu yana partide bulunan, il yönetimlerinde görev yapan, daha önce bir kez başkan adayı bile olan Eryarsoy’un şimdi bu göreve atanmasında birilerinin etkili olduğunun dillendirilmesi bile bu algı operasyonlarından biri olabilir. 

Bana göre Eryarsoy bu görevi bileğinin hakkıyla elde etti. Zaten 3 yıl önce İl Başkanlığı’na aday olmuştu. Ama Ankara’ya Av.Halit Çokan, Adem Koç, Zihni Yılmaz ve Şemsettin Ceyhan’la birlikte davet edilmemiş, İsmail Araç’la birlikte İzmit’te kalmıştı. Naif yapılıdır. Birinin partiye zarar verdiğini, teşkilat uyumunu bozduğunu, emek hırsızlığı yaptığını gördüğünde gözünün yaşına bakmaz ama koltuk için kimseyi kıracak biri değildir. Kaderine razı oldu, nasip böyleymiş dedi.

Ankara’ya davet edilen grupta bilindiği gibi tercih Şemsettin Ceyhan’dan yana yapıldı. Genel merkez kararıyla kongrede karşısına aday çıkmadı. AK Parti kültüründe vardır. Tek adaylı kongrelere gidilirken Ankara’nın seçtiği isim, küskünlük yaşanmaması için diğer başkan adaylarını usulen yönetime davet eder. Abdullah Eryarsoy da bu şekilde yönetime davet edildi.

Ceyhan, ilk döneminde Eryarsoy’a Seçim İşleri Başkanlığı’nı verdi. Kapris yapmadan çok önemli bir döneme imza attı ki, iki genel seçim, bir halk oylamasında partinin en çalışkan biriminin başında yer aldı. Ceyhan, ikinci döneminde Mehmet Uzunoğlu’nu yönetim dışında bırakırken Başkanvekilliği için en güçlü aday zaten Eryarsoy’du. Genel seçimin erkene alınıp, Ceyhan’ın aday olmak için istifa etmesiyle birlikte Eryarsoy’un önü il başkanlığı için böylece açılmış oldu.

Eryarsoy, 3 yıl önce yönetim davetini kabul etmese, yönetime girdikten sonra aktif şekilde çalışmasa bugün geldiği noktaya ulaşamazdı.

Bu nedenle kendi iradesi ve tercihleriyle bu yolu belirlediğini düşünenlerdenim. Aksini iddia etmek bence O’nun kişiliğine de, emeklerine de haksızlık olur.

Başta da belirttiğim gibi Eryarsoy, kendi karakterini partiye yansıtmayı başarır, önüne çok fazla engel çıkarılmazsa AK Parti’de bu dönem çıkar odaklarının dağılacağına, meydan boş diye atıp tutanların artık köşelerine çekilmek zorunda kalacağına inanıyorum.

Siyaset çok temiz, düzgün ve samimi birini kazandı. Eryarsoy gibi isimler, siyasette güvenin artmasını sağlar. Bu şehre de katkısı olur. Dilerim bu koltukta kent için iz bırakan çalışmalara imza atma fırsatı bulur ve hak ettiği mevkilere buradan yükselir. Kendisine başarılar diliyorum.

 

660 araç az değil mi?

 

İzmit'in merkezi Acısu inişindeki 1’inci geçit ile Kandıra Sapağı arasına sıkışmış durumda. Meydanı yok, boş alanı yok. Üstelik sağlı sollu park eden araçlar yüzünden ana caddeleri bile daracık sokaklar gibi, içinden çıkılmaz labirentleri andırıyor. Çarşıya nefes aldıracak boş alanlar lazımdı. Aslında büyük deprem felaketini yaşamış bir şehir olarak gerçek anlamda kentsel dönüşüm projeleri bugünkü devlet desteği ve imkanlarıyla çoktan yapılabilirdi. Hastanesi, okulu, yolu, camisi, alışveriş yerleri yeniden düzenlenmiş, Avrupa’nın başkentleri gibi bir şehir yeniden kurulabilirdi. Binaları ip gibi dizilmiş, caddenin bir ucundan bakıp diğer ucuna düzgün bir hat görmek ne güzel olurdu. Aşama aşama İzmit’i yeniden inşa etmek gerçekten çılgın bir proje olurdu. Açıkçası, daha düne kadar tamamen boş olan Yeşilova’da yeni yapılan binaların çarpıklığı, Tepeköy’deki yeni konutların yine üst üste çıkan görüntüsüne bakınca İzmit’in merkezinde böyle bir değişimi beklemek belki de imkansızı istemek gibi oluyor ama hayali bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor.

Bunun yerine kolayını yapıyoruz. Eski binaları yıkıp yerine yenilerini, üstelik daha çirkin ve kabalarını inşa ederek kendimizi kandırıyoruz.

İzmit’te son 5 yılda kentsel dönüşüm adına söz edebileceğimiz tek çalışma Karabaş Mahallesi’ndeki Kocaeli Valiliği’nin eski hizmet binası ile Cedit Mahallesi’ndeki Kocaeli Devlet Hastanesi’nin eski hizmet binasının yıkılmasıdır.

İzmit’in en büyük, en eski ve en yoğun nüfusunun bulunduğu bu mahallelerde böylesine değerli iki büyük alan açmak bu kentin yıllardır arayıp da bulamadığı fırsatlardı. Bu fırsatı çok iyi değerlendirmek, en azından İzmit’in 30-40 yıl sonra bile kullanacağı kalıcı projeler üretmek gerekirdi.

Bu iki alanla ilgili alınan ilk karar, üzerinde boş meydanların olduğu yeraltı otoparkları yapılması yönündeydi. Hem şehrin nefes alması hem de çarşı içinde eksikliği fazlasıyla hissedilen otopark problemini çözmek adına akılcı bir planlamaydı. Sonuçta bu alanlar çarşı içinde her yere yürüme mesafesinde. Ama zaman içinde peojeler ortaya çıktı. Valilik binasındaki otoparkın 350, devlet hastanesindeki otoparkın 310 araçlık olduğu anlaşıldı. Toplam 18 bin m2’den daha büyük alanda 660 araç ediyor. İzmit’te 90’lı yılların ortsında 13 bin m2’lik tek bir noktada yapılan 860 araç kapasiteli Belsa Plaza Otopark’ından bile daha az. Üstelik, Devlet Hastanesi alanına yeraltı otoparkı yerine etrafı yeşil alanlarla daraltılmış açık otopark yapılıyor. Nerede meydan? Bana göre bu alanlar daha büyük projeleri hak ediyordu. Yıllar sonra bile başka bir çalışmaya gerek kalmayacak projeler olmalıydı. İzmit’te her yıl trafiğe binlerce yeni araç çıkıyor. En azından otopark kapasiteleri daha fazla olmalıydı.

 

Osmangazi Köprüsü şimdi çok işe yarayabilir

 

Geçen hafta “Bir tek bizim yollar kalmış” başlıklı yazımda İzmit-Yalova yolu üzerindeki dal-çık çalışmaları yüzünden çekilen çileye dikkat çekmeye çalışmıştım.

Karamürsel’den bir okurum konuyla ilgili aradı ve başından geçen bir olayı anlattı: Karamürsel’deki dal-çık çalışması yüzünden daraltılmış yolun tamamen kontrolsüz bırakıldığını, araç kuyruklarının tatil dönüşleri kilometrelerce uzadığını belirterek, “Bu konvoyların içinde bazen yüzlerce kamyon peş peşe Altınova’ya kadar sıralanıyor. Geçenlerde iki ambulans sirenleri çalar halde bu konvoya girdi. Belli ki içinde hayati tehlike yaşayan hastalar vardı. Ambulanslar ciyak ciyak bağırdığı halde kimse yerinden oynayıp yol veremedi. Çünkü kaçacak yer yoktu. İçinde hepimizin bir yakını olabilirdi. Düşündükçe üzüntün daha da arttı. Birkaç kilometrelik yolu yarım saatten fazla sürede geçemediler. Karamürsel’in girişinde Osmangazi Köprüsü var. Bu kamyonlar ve uzun yol otobüsleri en azından çalışma bitene kadar bu köprüye yönlendirilse bu kadar sıkışıklık olmaz. Ama bu konuda sürücüleri uyaran bir tabela bile yok, herkes Karamürsel’in içinden geçiyor. Ya da bu yolda bir emniyet şeridi oluşturulmalı”.

Merak ediyorum, Karamürsel’de bu işleri dert edinecek bir tane bile yetkili yok mu?

 

Ses duvarları yapılmalı
 

Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu geçen hafta 5 etaptan oluşan İzmit Kent Konut sitelerini ziyaret etmiş. Binlerce insan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bu sitelerde ev sahibi oldu. Yaklaşık 10 yıl önce 40-50 bin TL’ye satılan bu evlerin şimdiki değeri 180-200 bin TL’yi buluyor. Bu sitelerin bir kısmı 28 Haziran Mahallesi’nde bir kısmı Erenler Mahallesi’nde bulunuyor. Başkan Karaosmanoğlu’nun yanında 28 Haziran Mahalle Muhtarı Mukadder Mengül’ü gördüm. Doğal olarak ağırlıklı olarak kendi sınırları içindeki yerleri gezdirmiş. Başkan Karaosmanoğlu, bu sitelerin sorunlarıyla gerçekten yakından ilgileniyor. Ama hala eksikler var. Muhtar Mengül ve yanındakiler aktardı mı bilmiyorum ama bu sitelerin kuzeye bakan dairelerinde TEM Bekirpaşa Viyadüğü’nden gelen araç gürültüsü nedeniyle salon penceresi açılmıyor, balkonda oturulmuyor. Bu yüzden evini satıp gidenler aileler oldu. Ayrıca hala bu bölgede sosyal alan, alışveriş merkezi, market, okul gibi ihtiyaçlar var. Özellikle TEM’in yerleşim yerlerine yakın geçtiği bu tür bölgelerde artık ses duvarı yapılmasına ciddi şekilde ihtiyaç var. İzmir’de, Bursa’da bunun örneklerini görmek mümkün. Bu konuda bir çalışmanın programa alınırsa bölgede halkı çok mutlu olur.

 

Beyaz Kod

 

Giresun'da yatağa bağımlı olarak hayatını sürdüren eşinin evde sağlık hizmetinden faydalanması istemek için gittiği hastanede önce doktorun, sonra polis memurlarının şiddetiyle karşılaşıp kalp krizi sonucu hayatını kaybeden 82 yaşındaki Yusuf Amca’nın (Topal) ardından şu soruları sormaktan kendimi alamıyorum:

-O kadın doktor ve iki erkek polis memuru, yalnızca eşinin evde bakım hizmeti alması için uğraşan Yusuf Amca’nın sorununu çözmekten bile acizse, ellerindeki diploma ne işe yarar ve devletin çatısı altında bundan sonra ne işleri vardır?

-O kadın doktor ve iki erkek polis memuru, bastonuna dayanarak ayakta durmaya çalışan Yusuf Amca’ya bile acımadıysa bugüne kadar normal vatandaşlara neler yapmışlardır?

-O kadın doktor ve iki erkek polis memuru tarafından her türlü şiddete maruz kalan Yusuf Amca, hastaneden yaka paça sürüklenip ters kelepçeli şekilde karga tulumba polis aracına atılırken olayı çevrede izleyenlerin merhamet duygusu bir nebze de olsa kabarmadıysa, insan olduklarını bundan sonra kendilerine acaba ne hatrlatacaktır?

-O kadın doktor ve iki erkek polis memurunun Yusuf Amca’ya yaptıkları kamerada belgeli olduğu halde tutuksuz yargılanmasına izin veren adaletin acaba gerçekten vicdanı var mıdır?

-O kadın doktor ve iki erkek polis memuru, Yusuf Amca’nın ardından yaptıklarının hata olduğunu kabul edip, özür dilemek yerine utanmadan asıl kendilerinin mağdur olduklarını söylemişler ya, bundan sonra acaba ailelerinin ve arkadaşlarının yüzüne baktıklarında, gözlerinde onurlu bir yansıma görecekler midir?

-O kadın doktor ve iki erkek polis memurunun yaptıkları tesadüfen kamerayla kayıt altına alındığı için bu acı ve kahredici olaydan haberimiz oldu. Acaba bu ülkede kameralara denk gelmeyen başka kaç tane daha buna benzer olay yaşanmaktadır?

-Tabip Odası, doktorlara karşı uygulanan şiddetin ardından duyduğu acıyı acaba bu olaydan sonra da hissetmiş midir...

Yusuf Amca’nın ölümü, bu ülkede insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha hatırlattı bizlere. Ne yazık ki, son olacak gibi de gözükmüyor. Seksen iki yıl namusuyla, onuruyla yaşanan bir ömür, biricik hayat arkadaşına derman aradığı sırada halkın can ve mal güvenliğini korumakla yükümlü görevlilerin elinde bu şekilde son bulmamalıydı.

 

Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer İbrahim GÜRSEL yazıları
Advert
Advert
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.3887 TL 5.3672 TL
Euro
EURO
6.0956 TL 6.0713 TL
Anket
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
ANIT MEDYA