TARİH 25.09.2017 SAAT 23:41:45

13.09.2017 Çarşamba - 16:54

Hakan Süer ve Emre Tuncay, Geyve’deki orman yangının ortasında kalmışlar.

Zor anlar yaşamışlar.

Geçmiş olsun.

Gazetecilik böyle bir şey haberi yaşamak isterseniz her türlü tehlike sizi bekliyor demektir.

25 yıl önce Mudurnu’da bir yangında –kulakları çınlasın- Sevgili Emin Candan ile birlikte biz de böyle bir durumla karşı karşıya kalmıştık.

Orman yangınından daha iyi fotoğraf almak için ateşli bölgeye kadar indik ama birden rüzgar yön değiştirdi. Kesif bir dumanın içinde kaldığımız gibi alevler de bize doğru hızla gelmeye başladı.

Allah’tan eğimli bir arazideydik. Aşağıya doğru indiğimizi hatırlıyorum. Tersini yaparsak güvenli bir bölgeye çıkabileceğimizi düşündük.

O 5 dakikayı anlatamam göz gözü görmeden sadece yukarı doğru çıktık. Eğer ateş ve duman geldiğimiz o noktayı da kapsamış olsa zehirlenme ya da yangından kaçmak mümkün değildi.

Şanslıydık.

Çokça öksürsek de temiz havayı görebilmek müthiş bir duyguydu.

Benzer sorun yaşayan meslektaşlarımıza tekrar geçmiş olsun diyorum.

 

Salgının nedeni su değil ama ne?

 

Diğer yerel gazeteler manşetlerinden yeni bir şey gibi duyurdular ama mesele bayram öncesine uzanıyor. Arefe günü başlayan bir durum var.

Yer: Suadiye’nin Kestanelik bölgesi. Bölgede yaşayanlarda karın ağrısı, ishal ve kusma şikayeti var.

Geçtiğimiz hafta arkadaşlarımız bölgede vatandaşlarla konuştu ve bu salgını ilk olarak biz manşetten duyurduk ve sorduk:

-Bu salgının nedeni ne?

***

Bölge insanı “su” diyor…

Ancak haberimiz sonrası hem İSU, hem de İl halk Sağlığı Müdürlüğü ekipleri ayrı ayrı numune alıp inceledi. Bir gün değil, farklı günlerde de alıp inceledi ama analiz sonuçlarına göre su temiz.

İSU Genel Müdürü Ali Sağlık ile de görüştüm. O da meseleyi ne kadar titizlikle ele aldıklarını anlattı. Hatta suyun kaynağına karıştığı iddia edilen lağım suları ile ilgili araştırmayı yapan ekibi de dinledim.

Su da sorun yok.

Ancak bölgede bir sorun var. Hatta Kestanelik ve Suadiye kadar yaygın olmasa da benzer şikayetler il genelinde de var.

Bu konuda vatandaşlarımızı aydınlatacak bir açıklamayı Sağlık Müdürlüğü yapmalı. Çünkü işin şuyu vukuundan beter.

 

 

 

Keşke herkesin

arkasından böyle

güzel konuşulsa…

 

Erkan abi hepimizi buluşturdu.

Ona son görevimizi yapmak için Fevziye Camii’nin bahçesinde toplandık.

Uzun zamandır görmediğim birçok gazeteci ile caminin bahçesinde bir araya geldik.

Ufuk Saka, Galip Ataman, Ömer Polat, Barbaros Tantan, Metin Karan, Çetin Gürol, İlker Akşit, Cemalettin Öztürk, Erkan Ünal, Ergün Demir, Mehmet Özmen, Erdal Sertel, Erdin Ağdede, Ahmet Kurt ve birçok gazeteci oradaydı.

Birçoğu Erkan Nigiz ile ilgili anılarını anlattı.

Her anının sonunda bir gülümseme oturdu yüzlerimize…

Çünkü Erkan abi hep saygınlığı ve pozitif yönüyle, meslekteki azmi ve çalışkanlığı ile anılacak.

Gerçekten insan son yolculuğuna uğurlanırken arkasından böyle konuşulmasını ister.

Umarım biz de Erkan abi gibi arkasından iyi konuşulmaya layık oluruz.

 

Tartışma kültürü

 

Tahsin Tarhan, Şemsettin Ceyhan’a “Kendine güveniyorsan televizyonda tartışalım” demiş.

Olur mu öyle bir tartışma?

Olmaz.

Türkiye’de Özal’dan bu yana karşılıklı tartışma kültürü sekteye uğradı.

Partiler ve isimler önemli değil. Yerel ve genel üst düzey karşılıklı tartışmaları aklınızın köşesinden bile geçirmeyin.

Olmuyor.

Keşke olsa.

 

 

Üzümün suyu

heykelin tipi!

 

15 Temmuz Parkı’ndaki heykel, Erdoğan’a benzemediği için eleştirilmişti.

Kaldırıldı.

Zaten Erdoğan için yapılan ve basına yansıyan heykelleri ben beğenmiyorum. Sanatsal değeri olmayan estetik yoksunu çalışmalar.

Ama mesele bu değil.

***

Biraz anlatayım;

Muhafazakar kültür için iki turnusol kağıdı var.

Yani “Benden misin değil misin” diye belirlerken muhafazakar siyaset için “alkol” birinci ayraç.

Bir de heykele sanat değil de “put” gözüyle bakılması.

Heykele sanat diyorsanız, siz egemen muhafazakar siyasetin anladığı anlamda muhafazakar değilsiniz.

Bu nedenle, İzmit’teki Erdoğan heykelini de tipi ile değerlendirmeyin.

Çünkü en başta Cumhurbaşkanı Erdoğan -kendisine benzemiş benzememiş önemli değil- heykelinin yapılmasını istemiyor. Bunu dün yine açıkca ifade etti, “Bizim kültürümüzle- inancımızla örtüşmüyor” dedi.

***

Heykel işi böyle…

Alkol tartışmasını da aynı sınıfa sokmak lazım.

 Rakı için “milli içeçek” yakıştırmaları yapılınca Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Milli içeceğimiz ayrandır” demişti.

Çok konuşulmuştu.

Şimdi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ‘üzüm suyu’na da “milli içecek” deyiverdi.

Bakan Fakıbaba, “Ayran kadar üzüm suyu da milli içeceğimizdir. Üzüm suyunda hiçbir katkı maddesi yok. Tadı çok güzel ve doğal. Çok kızdığım şey, içeriği belli olmayan ne olduğu bilinmeyen özellikle dışarıdan getirilen ürünler. Mis gibi bizim ürettiğimiz kendi içeceklerimiz varken başka içecek içmek, sadece marka olması beni çok rahatsız ediyor. Ayrandan sonra milli içeceğimiz bu olacaktır. Samimi olarak söylüyorum. Kebap veya diğer yemeklerin yanında ayran ve üzüm suyu ikram edilsin” dedi.

***

Doğal meyvelerin taze sıkılmış sularının tüketilmesi konusunda bakan Fakıbaba çok haklı.

Ne içtiğimizi bilmiyoruz.

Katkı maddelerinden geçilmiyor. Ancak ben demiş olayım; ayran neyse de bu üzüm suyu meselesi Ak Partililer için heykel gibi muğlak bir yerde duruyor.

Malumunuz “Üzüm suyu” rakı için de kullanılan bir tabirdir; üzüm suyunu överlerse dertlerini anlatana kadar çok uğraşabilirler.

***

Son olarak analizin ötesinde kendi fikirimi de söyleyeyim: Heykel, bir toplumun ve insanlığın geçmiş ve geleceğinde, kültürel değerlerinin estetik  ifadesinde çok önemli bir sanattır.

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.