Kadıköy Escort Kadıköy Escort Ataşehir Escort
Aksu’nun “Eksin gün hesabı” adlı kitabı çıktı | Demokrat Kocaeli Gazetesi
TARİH 22.01.2018 SAAT 07:30:13

08.12.2017 Cuma - 21:47

Tarihçi yazar Şener Aksu, çok ilginç bir çalışmaya imza attı. Aksu, 365 gün boyunca her gün şiir yazdı ve “Eksik gün hesabı” adlı kitabında bu şiirlere yer verdi

Mevlüt SOYSAL – 

 

ŞENER Aksu, “kendine münhasır” ifadesinin tam karşılığı…

Kocaeli Üniversitesi Tarih Bölümü’nden emekli olan Aksu, tarihçiliği ve tarih felsefesi ile ilgili yaptığı çalışmalardan çok, şairliği ve doğaya düşkünlüğü ile tanınıyor.

Bir göçebe gibi doğada yaşayan Aksu, sırtındaki çantası ile köy köy dolaşıyor.

Bu dolaşmalarında insanı ve doğayı anlama gayretinde olan Aksu, aynı zamanda Kocaeli’nin yetiştirdiği en önemli şairlerden…

Şiir kitaplarının yanı sıra romanları da bulunan Aksu’dan anladığımız kadarıyla onun için en önemlisi şiir…

Şiiri bir yaşam şekli olarak kabul eden Aksu’nun yeni eseri ise çok ilginç…

Aksu, 365 gün boyunca her gün şiir yazdı ve “Eksik gün hesabı” adlı kitabında bu şiirlere yer verdi.

Aksu’nun kitabı, Aydili Sanat’tan çıktı.

Aksu, bir yıllık şiir macerasını gazetemize anlattı.

 

 

Şener Aksu ağırlıklı olarak ne üzerine yazar?

Aslında benim temel olarak eğitim aldığım alan tarih ve felsefe. Akademik açıdan ise tarih felsefesinde yeterliyim. Fakat insan çoğul bir varlık. Bir de özel hayat var. Özel hayatta şiire ilgi duyuyorum. İnsanın kendisini şiirle anlayabileceğini, felsefeyle de anlatabileceğini düşünüyorum. Tarih ve felsefenin dışım, şiir ve edebiyatın ise içim olduğunu düşünüyorum. Örneğin Rönesans aydınları bilimin ve sanatın her alanıyla ilgilenmişlerdir. Bu insanlar ürettikleriyle derinlikli eserler ortaya koymuşlardır. Biz ise çok dar alanda üretim yapıyoruz. Ben bu darlığı kırmaya çalışıyorum. Yazının ve düşüncenin tüm alanlarının birbirini desteklediğini düşünüyorum.

 

Kaç kitabınız var?

Benim 25 kitabım var. En az 10 tane de katkıda bulunduğum kitap var. Böylelikle sayı 35’i buluyor. Dönem dönem farklı kitaplar çıkarsam da şiir hep oluyor. Benim ilk kitabım da şiir. Tarih felsefesi alanında kitaplarım var. Bir dönem tiyatro yazdım ve Kültür Bakanlığı bastı. Çok oynanan oyunlarım vardır. Az oynananlar da var. Bunun yanı sıra romanlarım var. Biyografi yazmayı ilginç buluyorum ve biyografi beni geliştiriyor. 4 tane yazdım ve daha çok yazmak istiyorum. Kendimi geliştirmek için çok okudum, çok çalıştım. Küçüklükten beri 60’ımdan sonra çok güçlü roman yazma isteğim var. Bunu da başaracağım. Hala 5 yılım var.

 

Ne kadar yazıyorsunuz? Yazdıklarınız hep kitaplaşıyor mu? Ne kadar sürede bir kitap çıkıyor?

Rastlantı adlı romanım, zihnimdeki hazırlığı çıkarırsak 15 günde yazıldı. Ama bir günde 1 günde tiyatro oyunu yazdığım da oldu. Ben çok hızlı klavye kullanırım. Zihnimdeki hıza parmaklarım ulaşır. Benimle aynı birikime sahip bir yazarın bir ayda yazdığını ben bir haftada yazarım. Bu benim için şans.

 

Gelelim, “Eksik Gün Hesabı” kitabına… Kaçıncı şiir kitabınız?

Sanırım 6. şiir kitabı…

 

Şener Aksu şiirini nasıl tanımlıyor?

Ben insan durumları üzerine yazarım. İnsan benim için çok önemli. Şiirlerimi insan araştırması olarak nitelendirebilirim. Bir şair sadece kendini yazmaz, herkesi yazar. İnsanın durumları benim için çok önemli. İnsanı anlamak zordur ve uzun bir yoldur. Ben fark ettiklerimi yazıyorum. Başkalarının da fark etmesini istiyorum.

 

Yazdığınız bir şiiri, başkasının anlaması sizin için önemli mi?

Tabii ki… O zaman kendime yazarım ve sadece kendim okurum. Başkasının beni anlamasını isterim. Anlaşılamıyorum demenin iki ucu vardır. Ya sen anlatamıyorsundur, ya da hitap ettiğin kitle ile çok farklısındır. Ben kendimi iyi ifade etmek ve başkalarının zihninde anlatmak istediğimin tüm açıklığıyla ortaya çıkmasını istiyorum. Eğer insanda heyecan oluşturamazsam ortada bir sorun vardır. Çünkü şairin keşfettiği şeyi anlatması lazım. Ben anlatmak istiyorum.

Yeni kitabınıza gelelim…

Bir gün kalabalık bir ortamdayım. İçlerinden biri, “Adamın biri her gün şiir yazıyormuş. Böyle saçma şey olur mu?” dedi. Sonra her gün şiir yazılıp yazılmadığı tartışıldı. Sonra düşündüm. “Acaba insan her gün şiir yazabilir mi?” sorusunu kendime sordum. İnsan her gün şiir yazabilir. Hiç şiirden anlamayan kişiler benim atölyelerime katıldı ve şiir yazmaya başladılar. Şiir insan olmakla başlar. İnsan kendini işler ve şiir yazar. Her gün şiir yazmanın peşine düştüm sonra. Bir şeye gerçektir diyebilmem işin iki şeye ihtiyacım var. Birincisi, aklıma uymalı. Yoksa gerçek olmaz. İkincisi, yaşamda karşılığı olmalı. Her gün bir şiirin yaşamda gerçek olduğunu ve yaşamda karşılığının olduğunu düşündüm. Ardından 15 Ağustos’ta, yani doğum günümde ilk şiirle süreci başlattım. 14 Ağustos’a kadar her gün şiir yazdım.

 

Bir tane mi?

Evet. Bir tane… Sonra şiiri yazdığım yeri de yazdım. Şiirlerimi arkadaş grubuna da gönderdim. Hatta bir tanesi çok beğendi ve şiirlerimi ajandaya kaydetti. Bir şiirin 24 saatte yazılması gerekiyordu. Bazıları saat 00.00’a yaklaşırken “Yazamadın” diye beni uyardı. Sonra şiirimi attım. 14 Ağustos’tan bir süre yazmadım. Sonra dayanamayıp yine yazdım.

 

Ne yazdınız?

Ben insan izliyorum. Gördüğüm bir insanın gözlüklerini yazarım, gittiğim bir misafirlikte çay getireni gözlemlerim ve yazarım, bir toplulukta farklı duranı anlar ve yazarım. Bunlar zamanla gelişiyor.

 

Doğa var mı?

Zaten bir parçam doğa şairidir. Dağda yazdıklarım vardır. Ben çocukluğumda, Artvin Ardanuç’ta dağda çobanlık yapardım. Yarı göçebeydik. Kozalaklar vardır orada. Kozalakla oynarken düşünürdüm. O kozalağın içinde olsam ve her yere gitsem diye… Bir hayal kurdum; gitmek üzerine ve gittim. Üniversitede günüm doldu ve emekli oldum. Bol bol gezdim. Arabanın içinde yattım. İnsanları ve hayatı izledim. Yol nereye giderse oraya gittim. Bu şekilde yabancılaşmadan, insanı orada inceledim.

 

Hem kentte hem dağdasınız? Bir aidiyet sorunu var mı?

Ben çocukluğumda da farklı bir hayat yaşadım. Bir insanı anlayabilmek için onun geçmişini anlamak lazım. İnsan dününün bir toplamıdır. Ben yaylalarda doğdum. Sisli yaylalar oraları… Ardahan’a gittik ve bir şehir hayatı yaşadım. Ardahan modern bir kentti. Annem köye dönmek istedi ve biz yeniden köye döndük. Herkesin kentte gittiği bir zamanda biz köye döndük.

 

Bizim görmediğimiz ne var köyde?

İnsan şehirde bir yabancı hayatı yaşıyor. Önyargılar bizi kuşatıyor. Sadece sıfatlarımızla var oluyoruz. Asla özne olamıyoruz. Sen gazeteci olarak varsın, Mevlüt olarak değil. Eve gittiğinde de yaşamın alışkanlıkları nedeniyle kendin olamıyorsun. Ben köyde olduğumda ise kendim oluyorum. Sen giysilerini dahi seçerken dikkat ediyorsun. Ben köyde sadece üzerimi örtmesi için giyiniyorum. Saçını tarayıp çıkıyorsun. Köyde ise sadece temel gereksinimlerle meşgulsün. Köyde insan kendiyle vardır. Şehirde ise değil. Bizim dağlılar içen konuşurlar Aklındakileri söylerler. Şehirde hep sansür vardır. Dağlıların dili sert yürekleri yumuşaktır. Kentlilerin ise tam tersi… Dilleri yumuşaktır, yürekleri sert… Doğa, insanın kendini anlaması için bir fırsat… Gezerken düşünür insan, kendini anlar. Şehir insanı boğuyor. Her yer karmakarışık. Kentlerde hayattan içgüdüsel mutluluk alamıyoruz. Çok özel bir şey olacak ki sevinelim. Sevinmeyi bırak, kentliler öfkelenmiyor bile. Her şeyi bastırıyorsun. Sıfat nedir? Sıfat camekandaki mankendir. Doğada ise öznesindir.

 

100 tane özel

baskı yapıldı

 

Son olarak yeniden kitaba gelelim.

Bu kitap özel bir kitap. Yaşamda insana her gün şiir yazılabileceğini anlatmak istedim. Bu kitap için 100 tane de özel baskı da basıldı. 100 kişinin adına, kalın ciltli, isme özel koleksiyon kitabı basıldı. Bu kitaptan çok memnunum. Edebiyat dünyasında bir tartışma olmasını istedim. Yarışmaları sevmememe rağmen iki yarışmaya da gönderdim. Sadece tartışılmasını istiyorum. Yeter ki tartışma olsun.

 

Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?

 

Kitap kapağı bana ait. Resim yapıyorum ve çiziyorum. Sebebi, her şeyin beden olmasını istedim. Şiir benim hayatımı yerleştirdi. Benim bu dünyaya yerleşmemi sağladı. Şiire de bir vefa borcum var. Bu kitap benim şiire vefa borcumdur.  

 

Şener Aksu kimdir?

Şener Aksu, 1963 yılında Artvin’in Ardanuç ilçesi Güleş köyünde doğdu. Doğumundan kısa bir süre sonra ailesi Ardahan’a göç etti. İlkokula Ardahan’da başlayıp Güleş köyünde bitirdi. Ortaokul ve lise eğitimini Bursa Mustafakemalpaşa’da sürdürdü. Gazi Üniversitesi Tarih Bölümünde lisans, Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Sırasıyla Düziçi Öğretmen Lisesi, Mardin Ticaret Lisesi, Mardin Sağlık Koleji, Karamürsel Çok Programlı Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yaptı.1996 yılından sonra Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim elemanı olarak çalıştı. 2012 yılında emekli oldu. 1996 yılından başlayarak şiirleri, tiyatro oyunları, sahne denemeleri, tarih ve tarih felsefesi çalışmaları, roman ve öyküleri kitaplaştı. Akademi Gökyüzü Dergisi’nin ve bir süreliğine de Aydili Sanat Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. Aydili Sanat Derneği’nin kurucularından biri oldu. Aynı derneğin işliklerinde “estetik”, “dize oluşturma teknikleri” ve “felsefe okumaları” derslerini üstlendi. Hala Aydili Sanat Yayınları’nın editörlüğünü yürütmektedir.

 

AKSU’DAN 3 ŞİİR

Şener Aksu, 365 gün boyunca her gün şiir yazdı. Kitaptaki her şiirinin altında, şiirin hangi gün yazıldığına ilişkin ibare var. Ben de üç şiir seçtim. İlki, 23 Ocak’ta, yani eşim Yağmur’un doğum gününde yazılmış olan “Uzaktaki arkadaşa mektup”… İkincisi, 23 Ağustos’ta, kızım Dora’nın doğum gününde yazılan “Gecikmiş türkü…” Sonuncusu ise, benim doğum günüm 23 Nisan’da yazılan, “Köşe başında iki göz”…

 

 

uzaktaki arkadaşa mektup

 

toprağın ısınmasında bir hal var bir hal

eski zamanların kokusunu taşıyor rüzgar bahardan önce

güneş sıkışıp duruyor göğsümde doğumu gelince

bir hal var mevsimde bende bir hal var

uzaktasın

ve uzaklar yakınlaşmıyor acı haber gelmeyince

 

şamdan acemden çöl tozları yağıyor tenime

dallarımda birikiyor korkular kuşlardan önce

bir hal var bu saatlerde sabah ezanına durdular

seheri yakmışlar kezzap atmışlar üzerine

uzaktasın

ve uzaklar anlaşılmıyor yaralar el değmeyince

 

sözler düğümleniyor çamaşır iplerine sözler neşesiz

kapı önlerine çıkmıyor çocuklar paltoları askıda

nişancılar bekliyor bombalar sıralanmış yeleklerde

bir hal var ülkemde bir hal göz bağlıyor

uzaktasın

ve uzaktan bakmıyor kimse kederli yüze

 

bu kadar kar kaldırmaz bu çatı çökecek çatırdıyor

dağılıyor tarih dağılıyor halkım söz dağılıyor

bir hal var kentte kayboluyor sesim kuytu yerlerde

gözlerim bağlı ellerim bağlı yıkılmışım diz üstü

uzaktasın

ve uzaktan geçilemiyor mermilerin önüne

 

 

gecikmiş türkü

 

geç kalmışım

belli ki az önce gitmiş

henüz silinmemiş topraktan izi

sesi yapraklarda kıpır kıpır

 

geç kalmışım

ne yapsam ne desem boş

yokluğun yüreğime sindi

zaman ayaklarımda sarhoş

 

ya ben geç kalmışım

ya da o önce gitti

 

 

köşe başında iki göz

 

beklemek yolculuk gibi değil

sen durursun yol geçer içinden

yüreğini yırta yırta

başa göze vura vura

beklemek hiç kolay değil

beklenen de dönmez ki köşeden anında

 

ben yine de beklerim

sözle beklerim gözle beklerim

karayel gelir geçere kirpiklerimden

yağmurlar tükenir bulutlarda

ben her mevsim beklerim

beklenen de terk edilmez ki kolayca

 

beklemek sabırsızın işi değil

sığamaz insan kendine çatlar orta yerinden

saçlarını yola yola

volta atıp sağa sola

beklemek sabırsızın işi değil beklenen de koşup atlamaz ki kucağına

 

ben yine de beklerim

ayakta beklerim inatla beklerim

can çekilir dizlerimden usulca

günler tükenir akşam olduğunda

ben her vakit beklerim

ne sevincim var ki beklenenden başka

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

Onur CEYLAN

Sana bütün korkularımı anlattım, artık tek korkum sensin. (11.Derviş)

Yanlış ifade ettiysem hocam düzeltir beni.

13.12.2017, 11:35