Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert
TARİH 20.11.2019 SAAT 11:50:19
Advert
 

Zirve, dünyanın ortak aklı olacak

Kartepe Zirvesi Düzenleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim Şirin, son zirve ile Kartepe Zirvesi’nin sürdürülebilir olduğunu gösterdiklerini ifade ederken, “Uzun vadede biz davet etmeden insanlar bu zirvede konuşmayı isteyecek. Zirve, dünyanın ortak aklı olacak” dedi
Zirve, dünyanın ortak aklı olacak

 

Mevlüt SOYSAL -  KARTEPE Zirvesi’nin etki alanı Türkiye’yi aştı ve uluslararası düzeyde bir markaya dönüştü. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyanın önemli kuruluşlarının dahil olduğu zirve bu yıl “Şehircilik ve Mutlu Şehir” temasını masaya yatırdı.

Zirvenin düzenleme kurulu üyelerinden Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Fen ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Doç. Dr. İbrahim Şirin ile zirveyi konuştuk.

Şirin, son zirve ile Kartepe Zirvesi’nin sürdürülebilir olduğunu gösterdiklerini ifade ederken, “Uzun vadede biz davet etmeden insanlar bu zirvede konuşmayı isteyecek. Zirve, dünyanın ortak aklı olacak” dedi.

Öte yandan kentlere ve kentleşmeye dair özellikle felsefe ve tarih açısından yorumlamalarda bulunan Şirin, “Mutlu şehir nasıl olur?” sorununun yanıtını verdi.

 

 

Evet hocam, zirve hedefine ulaştı mı?

 

Bu zirve daha düşünme aşamasında dünya meseleleri ve Türkiye meselelerine dair sadece akademik çevreleri değil, bu meseleleri kendine dert edinmiş insanları bir araya getirme amacı taşıyordu. Ve buradan çözümler üretilmesine katkı sağlamak hedefleniyordu. Biz bu zirvenin bir araya getiricisiyiz. Zirve dediğimiz şey tam da bu amaca hizmet ediyor. Biz Büyükşehir ve KOÜ olarak 6 yıl boyunca kent tarihi sempozyumları yapmıştık. Bunlar daha yerel ölçekliydi. Biz bu sempozyumlarla şehrin bir envanter çalışmasını yapmıştık. Zirvedeki derdimiz daha büyüktü. Dünyanın ciddi sorunlarını ele alma çabamız vardı. Düşünmeyi ihmal ettiğimiz alanlarda Türk ve dünya entelektüellerini bir araya getirme amacı taşıyorduk. Zirvenin üçüncüsünü yaptık ve sürdürülebilir olduğunu gördük. Sesimizi unutmuştuk. Yeniden sesimizi duymaya başladık. Bir medeniyetin kendi sesini unutması, olaylar karşısında duyarsız kalması, insanların bir çeşit aşağılık duygusuna kapılmasına zemin hazırlıyor. Biz ne söylersek söyleyelim dünyada bir karşılığı yok diyor insanlar. Biz bu zirveyi Bileşmiş Milletler’e kadar gönderdik; BM temsilci gönderdi. Bu işlerin zannettiğimiz kadar zor olmadığını gördük.

 

Türkiye için büyük öneme sahip o zaman…

 

Sadece Türkiye için değil; dünya açısından büyük öneme sahip. Bu zirvenin dünya açısından bir iddiası var. Nitekim de bu iddiasını gerçekleştiriyor.

 

Türkiye’de pek örneği olmaması açısından yaklaştım.

 

Doğrudur. 30 yıldır akademik hayattayım. Türkiye’de kendi alanında en büyük organizasyonlardan biri bu. Öte yandan Türk akademisi genelde çalıştaylar – zirveler yapar fakat geri dönüşlerine pek bakmaz. Bu zirvenin sonrasını da zirve kadar önemli görüyoruz. Sonuç bildirgesini devletin en üst organlarına kadar ulaştırıyoruz. Bununla da yetinmeyip; bu zirveyi dünya gündemine almaya çalışıyoruz.

 

Medeniyet nedir?

 

Kapanış konuşmasında, mutlu şehir ya da mutsuz şehirden çok “mutsuz ben”den bahsettim. “Ben”le ilgili bir sorunun olduğunu, bu “ben”in kendi evini kurmadığını, kurulmuş bir evde olduğunu ve bunun huzursuzluğunu anlattım. Türk toplumunun bunu yaşadığını ifade ettim. Yeniden kendi evini kurması gerektiğini, bunun için de yeni bir kimlik tanımının elzem olduğunu vurguladım. Ben düşünce tarihi çalışıyorum. Biz 200 yıldır doğu ve batı sentezinden iyi ve insani bir medeniyet yaratma düşüyle hareket ettik. Bunun için uğraşırken, ne doğu olduk ne batı. İkisini de bağlamlarından kopardık. Burada ne doğulu olan ne batılı olan, ne şehirli olan ne kasabalı olan, ne olduğu sosyolojik açıdan tam olarak ifade edilemeyen bir duruma geldik. Geldiğimiz noktada sahiciliği yitirme gerçeği var. Daha net bir şekilde söylersek, kapitalist üretimin tüketime endekslenmiş bir var oluş biçimi var. Tükettiğiniz müddetçe var olduğunuzu düşündüğünüz bir anlayış bu. Bu beraberinde, gerçeklikle ilişkimizi yitirtmemize sebep oluyor ve bir sahicilik sorunu yaşıyoruz. Oğuz Atay, “Bu hayatlar mış gibi” diyor. Evet, biz mış gibi yaşıyoruz. Doğuluymuş gibi, batılıymış gibi, özgürüzmüş gibi, laikmiş gibi… Gibi, bir şeyin asla kendisi değildir. Bu, beraberinde bir evi olmayan -bunu bir bina anlamında söylemiyorum, ev aynı zamanda kendinliği ifade ediyor- insanlar ve toplumlar meydana getiriyor. Buradaki problem şu: Türkiye’de bir kesim kadim bir medeniyetten bahsediyor. Şu an Türkiye’de evi olan kimse yok. 2019’da yaşayan kimse, 15. Yüzyılın medeniyetini getiremez, canlandıramaz. Bu yüzden bir medeniyetle övünmek geçici bir fayda sağlar. Bu yüzden bizim, yeniden bir ev kurmamız lazım. Yani, yeniden bir kimlik oluşturmak…

 

 

Yani, dünyanın yeni bir medeniyete ihtiyacı var.

 

Evet, dünyanın yeni bir kimliğe ihtiyacı var. Ötekileştirmeden, düşmanlaştırmadan, zenofobik olmayan, kendisi gibi inanmayanı yok etmeyen, kendisi gibi düşünmeyeni linç etmeyen, karşısındaki tahammülü olan ve bu dünyada kendisi dışında herkesin yaşayabileceğini kabul ettiği bir kimliğe ihtiyacı var. Savaşların sebebi bize yüklenen kimlik tanımları… Oysaki o dünya gerçek dünya değil.     

 

Peki, neye ihtiyaç var?

 

Düşünmeye… Bu ülkede düşünce 16. Yüzyıl’dan beri kuduz köpek gibi kovuldu. Düşünme üzerine o kadar olumsuz anlamlar yüklendi ki… Çok düşünenlerin Bakırköy’e gideceği bile söylendi. Bizim yeniden düşünmeyle ve felsefeyle tanışmamız gerek. Felsefe ev yapmaktır. Felsefesiz ev yapamazsınız. Örneğin felsefe yapmanın önünde bir dil sorunu var. Günde 250 kelime kullanıyoruz ve bunların tamamı eylem fiilleri. Tarihsiz olmaz. 21. Yüzyıl insanı olarak 15. Yüzyıl’ın bize ne söylediğini bilmemiz gerek. Bizim sanata ihtiyacımız var. Estetiğe ve en önemlisi ahlaka ihtiyacımız var. Hukuka ihtiyacımız var. Bunlar bizim evimizi kurmamız için gerekli unsurlar. Antropolojiye ihtiyacımız var. Daha da önemlisi, bütün bunları yapabilmemiz için bir farkındalığa ihtiyacımız var. Çünkü bu ev bizim değil. Bu yüzden evi yıkıp yeniden yapacağız. Ben dünyanın evini yeniden yapmaktan bahsediyorum. Tabii ki öncelikli olarak bu toprakları düşünüyorum. Bunun için bu materyallere ihtiyacımız var. Ve en önemlisi sabır…

 

 

Mutlu şehir için sizin ifade ettiklerinizin önemi ne? Felsefenin kentleşmeyle ilişkisi nedir?

 

Mesela ahlaktan bahsettik. Eğer ben birey olarak kendi haklarımı, kendi ödevlerimi kendim, hiçbir baskı olmadan yapıyorsam, o zaman bir başkasının hakkına riayet etmeyi de öğreniyorum. Örneğin kentlerin en önemli problemlerinden biri trafik. Trafiğin en önemli problemlerinden birisi, insanların başkalarının haklarına tecavüz etmesi. Dünyada evrensel trafik kuralları var. Türkiye’de insanların bu kurallara uymadığını görüyorsunuz. Örneğin burada devletin belirlediği hızla gidin, arkadan selektör yaparlar. Ama Almanya’da yapamazlar. Kural aynı kural. Ama mesele kural değil. Bizim o kuralları idrak edip etmememiz. Eğer ben bir başkasının hayatını tehlikeye atmayı normal görüyorsam, zaten kural unutulur. Yani, burada temel belirleyici olan, haklarım ve ödevlerimin ne olduğunun idrakine varmam. Böyle olunca, trafikte bir başkasının hakkına tecavüz etmiyorsunuz. İşler olması gerektiği gibi yürüyor. Diğer yandan, ben bu noktaya ulaştığımda, komşumun hakkına riayet ediyorum. En önemli şeylerden biri mahremiyet. Şu an oturduğumuz apartmanlar çok da medeni değil. Üst üsteyiz, birbirimizi gözetlediğimiz, farkında olmadan birbirimizin hayatlarının çok fazla içine girdiğimiz, aslında bir çeşit modern panaktikomlar bunlar… Bu biraz aslında sanayileşmenin getirmiş olduğu bir durum. Örneğin fabrikada iş verimini artırmak için fabrikanın içerisinde lojmanlar yapıyorsun; o lojmanlar da işçinin sadece barınma ihtiyacını karşılıyor. Ama bu zorunluluk şehir olarak karşımıza çıkıyor. O zorunluluğun içinde evde değil de bir hapishanedeymiş gibi yaşam sürüyorsunuz. Huzursuzluk işte orada başlıyor. Komşu ilişkileriniz olağanüstü kötüleşiyor. Birbirinizi görmek istemiyorsunuz. Çünkü farkında olmadan birbirinizin tüm hayatlarını biliyorsunuz. Bu farkında olmadan insan ilişkilerini bozuyor. Oysaki bir evi ve çevresini sizin dizayn etmeniz gerekiyor. İşte o zaman o ev sizin eviniz olur. Mutlu şehir o evden ibaret başlar. Evin içindekiler mutluysa şehir de mutlu olur. Sizin kendinizi görebileceğiniz aynalara ihtiyaç var. Örneğin sanat, edebiyat… Eğer böyle bir ihtiyaç hissetmezsem şehri zorlamam. Örneğin bu kentte kitap almak için gidebileceğiniz yerler çok sınırlı. Eğer bizim taleplerimiz kitapçı olsaydı, kentte kitapçı açılırdı. Kitapçılar aynı zamanda insanları bir araya getiren mekanlardır. Eğer olsaydı, biz sizle orada tanışırdık. Entelektüel olarak doyum sağlardık. Örneğin zirveden böyle bir sonuç çıktı: Kent araştırmaları merkezi gibi bir merkez kurulması ve herkese açık tartışma ortamının oluşturulması…

 

Tahir Hoca, sizin yeni medeniyet kurma düşüncenizle alakalı “200 yıl bekleyemeyiz” dedi.

 

Batı rönesansı 14., 15. Yüzyılda düşünüyor. Ama sanayi devrimi 2-3 asır sonra oluyor. Yani, başlatan adamların çocuklarının çocukları dahi görmüyor.

 

 

Bu kent artık dünya

meselelerini konuşuyor

 

 

Zirvenin Kocaeli’ye katkısı ne olur?

 

Bir söz vardır: Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir diye. Türkler çok iyi başlarla ama çok acelecidirler.  Ben İngilizler üzerine çalışıyorum. Özellikle de İngilizlerin Ortadoğu politikaları üzerine… Örneğin bu konuda 1800’lerde bilgi toplayıp politikalarını 1900’lerde oluşturdular. Bu yüzden hemen somut bir sonuç beklememeliyiz. Kartepe Zirvesi’ne gelecek olursak; hem kısa vadede hem de uzun vadede düşünmeliyiz. Kocaeli için şöyle bir metafor vardır: İstanbul gibi bir devin sırtında bir cüce. Yani, merkeze en yakın taşra… Biraz ortada kalmış bir kent. Böyle bir kent, kimsenin üstlenmediği dünya meselelerine ev sahipliği yapıyor. Bu çok önemli bir şey. Yani, kentin böyle bir noktaya gelmiş olması, belediye başkanının, rektörünün, akademisyeninin bunu önceliğine alması, başlı başına çok değerli bir şey. Uzun vadede ise zirvede kurulan ilişkilerden çok önemli projeler çıkacak.

 

Uzun vadeli kısmını açar mısınız?

 

Bunun sürdürülebilir olduğunu kanıtladık. Bu işi yapabildiğimizi gördük. Bu bir özgüven yarattı. Bundan 10 yıl sonra Kartepe Zirvesi’nin markalaşacağını, kentin bununla anılacağını göreceğiz. Belki 10 yıl bile sürmez. İnsanlar buraya gelmek isteyecekler. Biz davet etmeden bizimle diyaloga geçecektir akademisyenler… Burası dünyanın ortak aklı olacak.

 

Yani, dünyanın önemli akademisyenleri bu zirvede konuşmak isteyecek.

 

Buna yürekten inanıyorum.

 

Nasıl bir sonuç bildirgesi çıkacak?

 

Bana göre iki ana başlığı olacak. Birincisi, sorunlar. Dünyanın şehir sorunları yer alacak.

 

 

Nasıl mutlu

şehir olunur?

 

 

Tahir Hoca zirvenin tanıtım toplantısında “Dünya şehirdir. Bütün sorunların kaynağı şehirdir” minvalinde ifadeler kullandı. Katılıyor musunuz? Obezite, çevre, dijital bağımlılık…

 

İklim, afet, depresyon, nüfus, işsizlik, suç… İnsana dair tüm sorunların merkezi şehirde.

 

Bir de şu var: Mutlu şehir temasından yola çıkıp, “Mutlu şehir diyorsunuz ama insanlar mutsuz” argümanı sunanlar var.

 

Tahir Bey de bu temanın çok riskli olduğunu ifade etti. Çünkü sürekli mutluluğu ve mutsuzluğu düşündürecek bir tema bu. Ama buna rağmen bu risk alındı. Fakat bu tema bir anlamda, “Nasıl mutlu şehir olunur?” sorusunun yanıtını düşünmektir. Bu doğru bir sorudur. Ne yapmak istediğimizin sorusu budur. Tahir Büyükakın zaten bu temamın bir yol olduğunu ifade etti. Kısaca, vizyon… Yani, yola çıkmak şart. Son olarak: Bizim derdimiz hemdertlerimizi çoğaltmak. Bunu çoğaltırsak, çözüm için ortak aklı da o kadar kuvvetli oluştururuz.

 

 

 

Bu haber eklendi
Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer Güncel haberleri
Anket
Sizce, Kocaeli'deki yapılar depreme karşı yeterince güvenli mi?
Evet
Hayır
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.7342 TL 5.7113 TL
Euro
EURO
6.3488 TL 6.3234 TL
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

Demokrat Kocaeli Gazetesi yılların verdiği tecrübe ile Kocaeli haber konusunda uzmanlaşmış bir ekibe sahiptir. Kocaeli Gazetesi olarak Kocaeli ve ilçelerine basılı yayın hizmetimiz ile Kocaeli Yerel Gazeteleri arasında yerini almaktadır. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak Son Dakika Kocaeli Haberleri ulaştırmak için gece gündüz 7 gün 24 saat çalışan bir ekiple hizmetinizdeyiz. Kocaeli'de olan olayları anında aktarmak sizi bilgilendirmek bizim için önemli. Gazetecilik mesleğinin zorluğunun farkındayız ve Gazetecilik mesleğini severek yapmaktayız. Kocaeli Yerel Gazeteler arasında önceliğimiz sizlere daha iyi ve daha hızlı kocaeli haber hizmeti sunmaktır.

ANIT MEDYA