Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert
TARİH 08.12.2019 SAAT 03:14:06
Advert
 

Sarı: Onu kaybedince “Bu iş yapılmaz” dedim

Abdullah Karacan, bundan bir yıl önce hain bir saldırıda hayatını kaybetti. Onun ardından Lastik-İş Sendikası Genel Başkanlığı koltuğuna, yol arkadaşı Alaaddin Sarı oturdu. Sarı, “Onu kaybedince “Bu iş yapılmaz” dedim”
Sarı: Onu kaybedince “Bu iş yapılmaz” dedim

Mevlüt SOYSAL

O, Türk sendikal hayatının sembol isimlerinden biriydi.

Yol arkadaşlarıyla birlikte kayyumdan aldığı sendikayı Türkiye’nin en güçlü sendikalarından biri haline o getirdi.

Taşeronu kaldıran, eşit işe eşit ücret modelini toplu iş sözleşmelerinde uygulayan, özel sağlık sigortası ve bireysel emeklilik gibi uygulamaları sözleşme maddelerine ekleyen yine O’ydu.

İşçileri için sosyal tesisler yapan, beş yıldızlı bir oteli hayata geçiren yine O isimdi.

O, Abdullah Karacan’dı…

Bu kent için bir “ağabey” olan, yaptıklarıyla adını hem kent hem de sendikacılık tarihine altın harflerle yazdıran Abdullah Karacan, bir yıl önce bugün hain bir saldırıda hayata gözlerini yumdu.

Geride büyük bir başarı hikayesi bırakırken, Lastik-İş Sendikası Genel Başkanlığı koltuğuna, Karacan’ın çeyrek asırlık yol arkadaşı, sendikada ikinci adam olan, genel sekreter Alaaddin Sarı oturdu.

Yaşanan acı olayın ardından sendikanın zafiyet yaşamadan yoluna devam etmesini sağlayan ve işçileri bir ve bütün hale getiren Alaaddin Sarı, Abdullah Karacan’ı gazetemize anlattı. Onunla yaşadıklarını ve acı tatlı anılarını bizimle paylaşan Sarı, “Abdullah Karacan ismini hep yaşatacağız” dedi.

 

 

Karacan’la çok uzun bir geçmişiniz var. Biraz anlatır mısınız?

 

Şube yönetiminde görev almamdan itibaren onunla birlikte çalıştım. 1999’daki genel kurul öncesinde “Seçime beraber gidelim” dedi. Yeni bir ekip olarak rahmetliyle yoğun bir çalışma sürecine girdik. Delegasyonu topladık. Sendikanın kayyuma devredileceği konuşuluyordu. Hatta çalışan arkadaşların maaşları ödenmiyordu. Genel başkan olarak Vahdettin Karabay çıkarken, rahmetli genel başkanımız genel sekreter adayı oldu. Ben de genel başkan yardımcısı adayıydım. Halkevi’nde delegasyonla bir toplantı yaptık. Rahmetli, delegasyona konuşurken, “Arkadaşlar söz veriyoruz. Biz sendikanın borcunu ödemek için yola çıktık” dedi. Projelerini anlatırken “Size otel yapma sözü veriyorum” dedi.

 

Yani, sorun ve sıkıntıları atlatıp otel yapmak…

 

Evet, aynen öyle. Nitekim bugün oteldeyiz. Bu otele girdiğimde Karacan’ın o sözü aklıma hep gelir. Sonuç olarak bizim ekip yönetimi eline aldı. Çalışan arkadaşların maaşları ödendi. Hesap işine şeffaflık getirdi. Sendika yavaş yavaş borçlarını ödemeye başladı. Hacizler yüzünden, sendikaya ipotek gelmesin diye araçları Merter’deki sendika binasından uzak yerlere park etmeye başlamıştık. Sendika 5-6 ay içerisinde toparlanma sürecine girerken depremi yaşadık. Fabrikalarımızın olduğu iller etkilendi. Sendikamızın bu kadar sıkıntısı olmasına rağmen halkımız için fabrikasından battaniye aldık ve vatandaşlara dağıttık. Karacan’ın, sendikacılığı kentle ve kentlerle bütünleştirerek yapmasının ilk adımıydı bu. Öte yandan kaybettiğimiz işçilerimiz oldu. Onların ailelerinin yanında olduk. Rahmetli, çok sevdiği bacanağını kaybetti. Büyük üzüntü yaşadı.

 

Duygusaldı, değil mi?

 

Evet, çok duygusal bir insandı. Bu gibi hadiselerden çok etkilenirdi. İlerleyen yıllarda ise sendikanın borcunu belirli bir noktaya indirdik. Fakat sendika toparlanmaya başlayınca, eski alışkanlıklar yeniden nüksetmeye başladı. Rahmetli genel başkan hiç unutamadığım bir şey yaptı. Talip Topçu’yla otururken dedi ki: “Çocuklar, sendikayı toparladık fakat eski hastalıklar nüksetmeye başladı. Önümüzdeki dönem delegenin karşısına çıkacağız. Borçlu bir sendika getirirsek, söylediklerimizin anlamı kalmaz. Alaaddin, daha yeni çocuğun var fakat ben seni fabrikadan aldım. Emekliliğine çok var. Talip seni de fabrikadan aldım. Senin de emekliliğine çok var. Ben babadan zenginim. Bana bir şey olmaz. Biz şimdi karar vereceğiz. Size göre hareket edeceğim. Devam etmek isterseniz devam edeceğiz, benim gibi düşünürseniz de olağanüstü genel kurula gideceğiz. Ben, yeni bir ekiple genel kuruldan yanayım. Fakat siz kaybederseniz üzülürüm. Çünkü fabrikaya dönemezsiniz.” Biz kararımızı verdik, “Genel kurula gidelim. Sonuna kadar gideceğiz” dedik. Rahmetli, genel başkanlık konusunda Vahdettin Kararabay’a “Sendika gidiyor. Gel, genel başkan olarak devam et. Bu arkadaşlarla olmaz” dedi. Vahdettin Karabay buna sıcak bakmayınca listeler çatıştı ve biz 2 oyla kazandık. Karacak genel başkan oldu. Listemizin hepsi yönetime girdi. 2002’de, bu seçimden sonra da sendikamız önemli hamlelerini yapmaya başladı. Sosyal sendikacılık alanında adımlar attı. Fakat bazı fabrikalarda refleksle karşılaştı.

 

Nelerdi bunlar?

 

Örneğin bazı işletmelerde üyelikten istifa edenler oldu. Bir fabrikada sabahın erken saatlerinde işyerinde gittik. Fabrikaya işçilerle birlikte giderken bir arbede yaşandı. Rahmetli, ön taraftaydı. Güvenlik direnç gösterdi. Bir güvenlik elemanı geriye gidip silahını çıkardı, ateş etti. Rahmetli silahın üzerine yürüdü. Silah patlamadı. Güvenlik görevlisini etkisiz hale getirdik. Bu olayı gören işçiler bahçede beklediler, fabrikaya girmediler. Rahmetli genel başkan bir konuşma yaptı. Hepsi sendikaya döndüler. İnsan bilmediğine düşmandır. Rahmetliyle konuşanlar, rahmetliyi bilenler hep onun yanında oldu. İşçi de öyle, işveren de. Sonrasında da rahmetlinin koymuş olduğu planlar çerçevesinde ilerledik. Daha o dönemler esnek çalışma modelini hiçbir toplu sözleşmemize koymadık ve bir duruş sergiledik. Kurumsallaşma adına çok güçlü adımlar attık. Örneğin Merter’deki genel merkez binamızın birçok katı satılmıştı, bina ağır hasarlıydı. İSTOÇ’a taşınmak zorunda kaldık. Orada bir yeri genel merkez binası olarak kullandık. Ama işverenler geldiğinde mimiklerinden “Lastik-İş Sendikası bu mu?” dediklerini anlıyorduk. Biz de Ümraniye’deki binayla ilgili çalışmalara başladık. Binayı satın aldık ve açılışını yaptık. Bu bina Lastik-İş’in kurumsal kimliğine oturdu. İllerde şube binalarımız yoktu. Varsa bile keşmekeş halindeydi. İlk olarak Kocaeli Şubemize bina aldık. Daha sonra diğer iller geldi. Birçok ilde binalar satın aldık.

 

Peki, ekonomik açıdan rahatlama nasıl oldu?

 

Bir kere sendikanın gücü üyelerinden gelir. 2002’de üye mevcudiyeti 3-4 bindi. Bu sayı neredeyse iki katına çıktı. Şimdi 15 binlere yaklaştı. Müthiş bir örgütlülük çalışmasına imza attık. Yeni yeni fabrikalara girdik. Böylelikle sendika ekonomik olarak güçlendi. Bunun yanı sıra kara delikleri kapattık. Keyfi harcamalar ortadan kalktı. Çok saydam bir ekonomik planlamaya imza attık. Para kasada durmaya başladı. İlerleyen yıllarda rahmetli genel başkanımız, “Bir sosyal tesis yapalım” dedi. Lastik-İş Sosyal Tesisleri’ni hayata geçirdik. Büyükşehir, yap-işlet-devret modeliyle atıl durumda olan Vinsan’ı bize verdi. Biz de 2 bin metrekareye yakın bir yerde yapılanma yaptık. Orası, bu otelin yapılmasına da vesile oldu. Sendikaya bir girdi oluştu ve otel hayalini kurmaya başladık. “Oteli yaptıktan sonra benim işim bitiyordu” dedi. Ve ne yazık ki otel bittikten sonra hayatını kaybetti.

 

 

Gözyaşlarıyla istifa mektubumu yazdım

 

Karakterleriniz çok farklı. Siz çok sakinsiniz, Karacan ise çok sıcak kanlıydı. Uyumunuz nasıldı?

 

Rahmetli genel başkanımızın bu duruşu olmasaydı, Lastik-İş Sendikası bugün bu noktada olmazdı. Çünkü otoriter bir yapı ancak bu zor zamanları sendikaya atlattırabilirdi. Çünkü yeniden bir yapılanma vardı. Ortada bir kurumsal yapı yoktu. Lastik-İş’e “Hayır” diyebilecek bir genel başkan gerekliydi. Karacan, “Hayır” diyebilen bir isimdi. Rahmetli biraz kendiden de ödün verdi. Ön plana çıkarak kendini hedef gösterdi. Uyum konusuna gelirsem; bakış açılarımız arasında farklılıklar var. Fakat onun bakış açısının yanında olmak zorundaydık. Çünkü biz bir genel başkan seçtiysek, onun usulüne uymak zorundaydık. Uymazsak sorun olurdu.

 

Hiç yol ayrımına girdiniz mi?

 

Duygusallığımız nedeniyle oldu. Örneğin bağırmıştır birkaç defa, ben de istifa mektubu yazmışımdır. Sonra aramıştır ve sorun ortadan kalkmıştır. Bir gün desteklediği bir isim baş temsilci olamadı. Muhalefetten gelen bir isim oldu. Çünkü muhalefet kolaydır. İstediğin gibi atıp tutarsın. Rahmetli genel başkan bunun üzerine “İstifa ediyorum” dedi. Bütün temsilcilere haber saldı, “Yarın toplanın, istifamı açıklayacağım” dedi. Bana da “Senin daha zamanın var, burada dur, arkadaşlarımıza sahip çık. Biz emekliliği dolan 3 kişi bırakacağız” dedi. Baktım çok kararlılar, aşağıya inip gözyaşları içinde duygusal bir mektup yazdım. En sonuna da “Bu istifa mektubumdur” yazdım. Onlar yola çıkarken beni bekliyorlarmış. Gelmeyeceğimi söyleyip mektubu uzattım. Onlar gittiler. Giderlerken rahmetli duygulanmış ve mektubu bir başkasına vermiş. Okuyan Talip abi de duygulanmış. Bunun üzerine rahmetli ve yöneticilerimiz istifadan vazgeçmişler. O mektupta ne yazdığını bilmiyorum. Yenge hanım, o mektubun hala durduğunu söyledi. Bir gün isteyip okuyacağım.

 

 

Onu kaybedince “Bu iş yapılmaz” dedim

 

Bir yıl önceki acı günü anlatır mısınız?

 

Ben İstanbul’da genel merkezdeydim. Hadiseyi ilk olarak yaralanma olarak duydum. Arabaya atladık geliyoruz. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nu aradım. Başhekimle görüştüğünü, genel başkanımızı kaybettiğimizi söyledi. Arabayı kullanamama noktasına geldik ve durduk. Bir süre bekleyip yeniden yola çıktık. Kendimi çaresiz hissettim, ne yapacağımı bilemedim. Fakat sendikanın genel sekreteriyim. Toparlanmak zorunda olduğumu hissettim. Süleyman Soylu aradı. Hadiseyi ona anlattık. Çok acıydı. Hayatımın en kötü günüydü. Rahmetli, ailesine kızlarına çok bağlıydı. Müthiş bir sevgisi vardı. Benim de kızlarım var. Baba kız bağlılığını çok iyi bilirim. Empati yapınca acım daha da katlandı. Olay günü “Bu iş yapılmaz” dedim. Sendikacılığı noktalamak istedim. “Bize bir şey olsaydı rahmetli bırakırdı” dedim. Bu yüzden bırakma kararı aldım. Zaten ailem de bu görüşteydi. Sonraki günlerde ise işçinin beklentide olduğunu düşündüm, bırakmak, işçiye sırtını dönmekti. Arkadaşlarım motive etti. Bizi tekrar başlatan ise Pirelli Fabrikası oldu. Oradaki işçileri gördüğümde yola devam etme dışında bir seçeneğimin olmadığını hissettim.

 

 

Yaşanan olayla ilgili “organize ve karanlık güçler” ifadesi kullanıyorsunuz.

 

Hukuki süreç nedeniyle çok fazla detaya girmeyeceğim ama yaşanan hadisenin organize olduğunu ve karanlık güçler tarafından yapıldığını düşünüyorum. Çünkü Abdullah Karacan Türk sendikal hayatında ilkleri yaptı. Bireysel emeklilikten özel sağlık sigortasına, yaptığı sözleşmelerden kurumsallaşmaya… Eşit işe eşit ücret modelini hayata geçiren tek sendikacı… Taşeronu Türkiye’de ilk defa bitiren sendika lideridir Karacan. Özel istihdam bürolarına karşı çıkan tek sendikaydı lastik-İş. Bunların birilerini rahatsız ettiğini düşünüyorum. Dahası, rahmetlinin öldürülmesi yurt dışında, İLO’da karşımıza çıktı, “Türkiye, fabrikalarda sendika liderlerinin öldürüldüğü bir ülke” dendi. Yani, Türkiye’yi suçladılar, Türkiye’yi hedefe koydular. İşverene üstü kapalı olarak çağrı yapıp “Türkiye’ye yatırım yapmayın” dediler. İLO, işçi ve işverenlerin çalışma örgütüdür.

 

Hedefimiz vakıf ve okul

 

Lastik-İş Sendikası bundan sonraki süreçte Karacan için neler yapacak?

 

Karacan Türk sendika hayatının en önemli liderlerinden biriydi. Bu yüzden Abdullah Karacan ismini hiç unutturmayacağız. Bu isim hep yaşayacak. Mücadelesinin kendiden sonra gelen nesillere de örnek olabilmesi için Karacan ismini yaşatmamız gerekiyor. Örneğin bir vakıf çalışması planlıyoruz. Vakıf bünyesinde bir okul olabilir.

 

 

Abdullah Karacan Vakfı mı?

 

Bununla ilgili çalışmalarımız olacak. Özellikle okul bizim için çok önemli. Şu anda çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Devletin ilgili makamlarıyla görüşmeye devam ediyoruz. Bu görüşmelerin ardından adımlarımızı atacağız. Ama bu okulun içinin çok dolu olması gerekiyor. Türkiye’de sadece eğitim verecek bir okul değil, aynı zamanda eğitim sistemine katkı sağlayacak bir okul olmasını arzu ediyoruz. Bu okuldan mezun olanların fabrikalar için donanımlı bireyler olmasını istiyoruz. Yeni mesleklerin bu okulda öğretilmesini istiyoruz. Amacımız bu okulun Türkiye’ye örnek olması ve Türkiye’nin tamamında böyle okullar açılması. Biz bunu başarırsak Rıza Kuvars’a, Abdullah Karacan’a layık oluruz.

 

Lastik-İş Genel Başkanlığı koltuğu gerçekten çok zor bir koltuk. İfade ettiğiniz gibi, Türk sendika hayatının en önemli isimlerinden birinin koltuğunda oturuyorsunuz. Neler söylemek istersiniz?

 

Öncelikle şunu ifade etmek gerek: Ben Karacan’la en uzun süre birlikte çalışmış kişiyim. Ben onun yanında yetiştim. Onu en iyi tanıyan kişiyim. Bu yüzden ondan öğrendiklerimizi kenti tavrımızla buluşturup bir yol izleyeceğiz. Bizden sonra bu işi yapacak sendikacıları yetiştirmek istiyoruz. Bunun için eğitimi çok önemsiyoruz. Şu ana kadar 3 bine yakın arkadaşımıza eğitim verdik. Daha da devam edeceğiz. Sendikacılıkla alakalı her şey bu eğitimlerde veriliyor. Gelişen sanayi kavramını işçilerimize anlatacağız. İfadelerimiz şudur: Sendikal eğitimlerde olan arkadaşlarımız sendikal yapının içinde olacaktır. Eğitimsiz olan arkadaşlar bu işin içinde olamayacak. İlelebet bu sendikanın başında olmayacağız. Fakat bu sendikayı bizden sonra yönetecek kişiler bizden daha başarılı olmak zorundadır. Çünkü önümüzdeki çalışma hayatı çok daha zor, çok daha çetrefilli olacak. Endüstri 4.0’la karanlık fabrikalar oluşuyor. Robotlar fabrikalara giriyor. Artık beyaz yakalılar ve mavi yakalılar birlikte çalışacaklar. Yeni çalışma hayatını iyi analiz etmemiz gerekiyor. “Hak, hukuk, adalet” kavramı bizim için çok önemli. İşverene bu sloganı atarken biz de kendi içimizde bu kavrama bağlı kalacağız. Adamına göre muamele olmayacak. Çatımız işçi olmaktır. Siyasi görüş, mezhep ya da farklı düşünceler işçiyi geriye ya da öne atmayacak. Biz bunları hayata geçirmeden başkalarına “Hak, hukuk, adalet” diyemeyiz. Dersek, “Önce kendi içinde adaletli ol” karşılığını verirler.    

 

 

Bu haber eklendi
Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer Röportajlar haberleri
Anket
Sizce, Kocaeli'deki yapılar depreme karşı yeterince güvenli mi?
Evet
Hayır
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.7669 TL 5.7438 TL
Euro
EURO
6.4016 TL 6.3760 TL
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

Demokrat Kocaeli Gazetesi yılların verdiği tecrübe ile Kocaeli haber konusunda uzmanlaşmış bir ekibe sahiptir. Kocaeli Gazetesi olarak Kocaeli ve ilçelerine basılı yayın hizmetimiz ile Kocaeli Yerel Gazeteleri arasında yerini almaktadır. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak Son Dakika Kocaeli Haberleri ulaştırmak için gece gündüz 7 gün 24 saat çalışan bir ekiple hizmetinizdeyiz. Kocaeli'de olan olayları anında aktarmak sizi bilgilendirmek bizim için önemli. Gazetecilik mesleğinin zorluğunun farkındayız ve Gazetecilik mesleğini severek yapmaktayız. Kocaeli Yerel Gazeteler arasında önceliğimiz sizlere daha iyi ve daha hızlı kocaeli haber hizmeti sunmaktır.

ANIT MEDYA