Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert
TARİH 17.09.2019 SAAT 06:06:07
Advert
Advert
 
Mevlüt SOYSAL

Bir Süleyman Demirel anım ve gazetecilik

 

HEYECANLI, çok heyecanlı olduğum zamanlar… Yaptığım her haberin ardından yazı işleri müdürüne koşup “Şu habere bakar mısın?” dediğim zamanlar… Bakmayınca üzüldüğüm, oturduğum masada kendi içime gömüldüğüm zamanlar…

Kente Süleyman Demirel gelmiş. Boynumda makinem, efsane siyasetçiyi, Türkiye’de en uzun süre başbakanlık yapmış büyük politikacıyı takip ediyorum. Kimin elini sıksa, kiminle şakalaşsa deklanşöre basıyorum. İnsanı saran bir samimiyeti var Demirel’in… Gerçekçi ve net… Kulağa pek hoş gelen Isparta şivesiyle Amerika’da yaşanması beklenen olası ekonomik krizle alakalı fikirler ortaya koyuyor bir ziyaretinde… Cümlelerinde bilmediğim bir sürü kelime var. Batıya açılıp zihniyet modernleşmesi yaşayan ama aynı zamanda özünü terk etmeyen tipik bir Anadolu insanı… Halkın o büyük sevgisinin sebebini Demirel’i takip edince anlayabiliyorum. Çünkü hem modernliği hem de muhafazakârlığı temsil ediyor Demirel… Bu

iki siyasal sosu pragmatizm eleğinden geçirip halka sunuyor.

“Süleyman Demirel, Nazmi Oğuz’u da ziyaret edecekmiş.”

Volkan Yüksel, kimse duymasın diye kulağımın dibinde sessizce kuruyor bu cümleyi… Benden tecrübeli ve atak… Farkını ortaya koyan bir gazeteci Volkan… Öyle girişken ki, yanında eziliyorsunuz.

“Nazmi Oğuz mu?”

“Evet…”

“Nerede?”

“Evinde…

“Peki, biz ne yapacağız?”

“Evine gideceğiz.”

Nazmi Oğuz, yüz yaşında… Birkaç dönem milletvekilliği yapmış ve Kocaeli tarihinin en önemli siyasetçisi kabul ediliyor. Şehrin her yanında onun ismiyle açılmış okullar, parklar, heykeller, yollar var. Volkan’la asansöre binip Nazmi Oğuz’un dairesinin kapısını çaldığımızda güzelce bir hanımefendi sıcaklıkla karşılıyor bizi. “Hoş geldin Volkan!” diyor. Sonra ben kendimi tanıtıyorum. Pek ilgi göstermiyor.

Bir asırlık bir ülkenin minyatür halini görüyorum odada… Mobilyalar yetmişli yıllara ait ve hepsi devasa… Yaşı yarım asırdan fazla olduğu açık ahşap radyoya hayranlıkla bakıyorum. Vitrindeki fotoğraflarda çocuklar ve gençler var. Fotoğrafların hepsi siyah beyaz ve yüksek ihtimal ki tamamı İzmit’te çekilen ilk fotoğraflardan…

Beş dakika geçmiyor ki zil çalıyor. Nazmi Oğuz odasından çıkıyor. Uzun boylu, zarif ve yüzünde yüz yılın izleri… O da ne! Süleyman Demirel ve yanından hiç ayrılmayan doktoru ev ahalisiyle selamlaşarak salona geliyorlar. Uzun yıllar ona yol arkadaşlığı yapan gazeteci Tanju Cılızoğlu, Demirel’e bizi tanıtıyor. Kocaman başını abartısız şekilde sallıyor Demirel… Yanında bir koruma dahi yok… Egolu değil; sıcak, sempatik…

Koltuklara oturuyoruz. Ben heyecanlıyım. Heyecanlı olduğum zamanlar algım düşük olur. Çevredeki konuşmaları güçlükle anlarım. Anladıklarım da aklımdan hemen uçuverir. Ellerim titreyerek Demirel ve Oğuz’un fotoğraflarını çekiyorum. Yüzümde gülücük… Yapacağım haberin ardından gazete ahalisinin bana duyacağı saygıyı düşünüyorum. Hele de müdürler… Hepsinin tek tek teşekkür edeceklerine inanıyorum.

Söz Türkiye’den açılıyor. Demirel, herkesin politika konusunda hassas olması gerektiğini söylüyor. “Özellikle gençler siyasette daha çok olmalı” diyor. Kendisi ifade etmiyor ama gençlerin siyasete olan ilgisizliğinden rahatsız olduğunu anlıyorum. Zaman hızla geçiyor ve Demirel ayağa kalkıp Nazmi Oğuz’la vedalaşıyor. “Mevlüt” diyen birini duyuyorum o an…

“Mevlüt, fotoğrafımızı çeker misin?”

“Tabii ki…”

Demirel ve Volkan’ın fotoğrafını çekiyorum. Gazeteye gittiğimde ise yaptığım haberlere bir kutu ekliyorum ve “Demirel, temasları kapsamında eski milletvekillerinden Nazmi Oğuz’u da ziyaret etti” yazıyorum. Bir cümle ve bir fotoğraf… O evde hiçbir şey yaşamamış gibi bir cümle ve bir fotoğraf…

Sabah mutlu mesut gazetenin kapısından girdiğimde genel yayın yönetmeninin sesini işitiyorum. Patlayan volkana benzer bir ses… Yüreğim ağzıma geliyor. Çantamı masama koymadan yanına gidiyorum. Mavi gözleri titriyor. Elindeki kalemle masada tempo tutuyor. Odayı kaplayan sigara dumanına aldırmadan kokusu rahatsız edici Türk sigaralarından birini ağzına koyuyor.

“Bu ne Mevlüt?”

“Ne ne efendim?”

“Bu ne Mevlüt?”

Duman bulutunu yarıp masasına yaklaşıyorum. O da ne!

Rakip gazetenin manşetinde bir haber:

“Süleyman Demirel gazetemize konuştu.”

Ve bir fotoğraf… Demirel ve Volkan… İkisi de gülümsüyor.

Volkan’ın yüzünde kupa kaldıran bir futbolcunun yüzüne yerleşen gurur…

“Dünkü ziyaretten bir haber efendim.”

Genel yayın yönetmeninin siniri artıyor.

“Bu fotoğraf senin gittiğin ziyarette çekilmedi mi?”

“Evet efendim, ben çektim.”

Ona zahmet vermeden üçüncü katında bulunduğumuz binanın balkonundan atlamanın “Fotoğrafı ben çektim” demekten daha akıllıca olduğunu fark edip kendime kızıyorum. Masaya vurduğu kalemin kırıldığını o iç gıcıklayıcı sesten anlıyorum. Göz bebekleri gözünü terk edecek gibi.

“Fotoğrafı sen mi çektin?”

“Evet efendim.”

“Adam senin yanında özel haber çıkarıyor ve o haberin fotoğrafını da sen çekiyorsun.”

“Rica etti, çektim.”

“Ama sende haber yok!”

“Var efendim.”

“Ne var? Ziyaret mi?”

Bir anda sakinlik yerleşiyor yüzüne. Göz bebeklerinin titremesi bitiyor. Eski koltuğunda arkasına yaklaşıyor. Üflediği duman havada asılı kalmış gri duman kütlesini parçalıyor.

“Tamam Mevlüt, çık…”

İnsan genelde vedalarda sakinleşir. Genel yayın yönetmeninki de öyle. Sanki birazdan muhasebeci çağıracak ve hesabımı kesecek.

Başımı öne eğip masama gidiyorum. Volkan’ın yaptığı haberi okuyorum.

Neler var neler…

Kocaeli’yi çok özlediği, Türk siyasetine dair düşünceleri, ekonomi, dış politika… Ve bir de harikulade fotoğraf…

Bendeki habere bakıyorum, “Demirel, temasları sırasında Nazmi Oğuz’u ziyaret etti.” Stajyer muhabir daha iyisini yapabilir.

O sırada genel yayın yönetmenimin sesini duyuyorum.

“Mevlüt!”

“Efendim.”

“Daha dikkatli olmanı istiyorum.”

“Tamam efendim.”

Gülümseyerek çıkıyorum odadan. Gözlerimi ve kulaklarımı dört açarak takip ediyorum artık programları…

***

Hayat bir prova ve yaptığımız her hata bir tecrübe… O hatalar sayesinde yeni hatalar yapmıyoruz. O hatalar aklımızdan çıkmıyor ve attığımız her adım bir öncekinden daha sert dokunuyor yere.

(Gazetecilik anılarımdan biridir bu… Bu anıya, “Temmuz” kitabımda yer vermiştim. Yeniden aklıma geldi. Bir de buradan paylaşmak istedim.)

 

Bugünkü seçimden ne bekliyorum?

TÜRKİYE’nin bir beka sorunu var mı?

Var…

Doğu Akdeniz karışık mı?

Karışık…

Suriye’deki kargaşa Türkiye’yi kaygılandırıyor mu?

Kaygılandırıyor…

Emperyalizm ellerini ovuşturup Türkiye’de kaos bekliyor mu?

Bekliyor…

***

Hepsine tamam…

Sonuna kadar tamam…

Peki, bu tehditlerin panzehiri ne?

Türkiye’nin bir ve bütün olması… 82 milyon hep birlikte cepheyi güçlü tutması…

***

İşte ben, İstanbul seçimlerinin bir kaosa sebebiyet verebilecek bir gerginlikte geçeceği ihtimalinin olduğunu düşünüyor ve bu yüzden korkuyorum.

Umarım korkularım gerçeğe dönüşmez.

***

Bu yüzden tek bir dileğim var:

Pazartesi, kaossuz bir ülkeye uyanalım.

 

 

 

 

 

Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Mevlüt SOYSAL yazıları
Anket
Mehmet Ellibeş'i başarılı buluyor musunuz ?
Evet
Hayır
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.7314 TL 5.7085 TL
Euro
EURO
6.3363 TL 6.3110 TL
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

Demokrat Kocaeli Gazetesi yılların verdiği tecrübe ile Kocaeli haber konusunda uzmanlaşmış bir ekibe sahiptir. Kocaeli Gazetesi olarak Kocaeli ve ilçelerine basılı yayın hizmetimiz ile Kocaeli Yerel Gazeteleri arasında yerini almaktadır. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak Son Dakika Kocaeli Haberleri ulaştırmak için gece gündüz 7 gün 24 saat çalışan bir ekiple hizmetinizdeyiz. Kocaeli'de olan olayları anında aktarmak sizi bilgilendirmek bizim için önemli. Gazetecilik mesleğinin zorluğunun farkındayız ve Gazetecilik mesleğini severek yapmaktayız. Kocaeli Yerel Gazeteler arasında önceliğimiz sizlere daha iyi ve daha hızlı kocaeli haber hizmeti sunmaktır.

ANIT MEDYA