Advert Advert Advert Advert
Advert Advert Advert
TARİH 14.10.2019 SAAT 19:19:27
Advert
 
Mehmet ÖZMEN

İstiklal madalyalı başbakanı asan ülke olmak!

 

 

TÜRK siyaset tarihinin en karanlık döneminin ilk adımıdır 27 Mayıs 1960 tarihi…

Ülkenin ayakları üzerinde durmaya başladığı bir dönemde “Ya olursa, başarırlarsa” diye düşünen dünyaya korku salmaya başlayan bir ülkeydi Türkiye, Adnan Menderes yönetiminde.

Fakat bir grup cuntacının yaptığı darbe sonrasında kurduğu Yüksek Adalet Divanı'nda 9 ay yargılandıktan sonra idam edilmişti Menderes. Üzerinden tam 58 yıl geçmiş.

Tarihler 17 Eylül 1961’i gösterdiğinde o büyük devlet adamı İmralı Adası'nda asılarak idam edilmişti.

Tam adı Ali Adnan Ertekin Menderes’ti. 1899 Aydın doğumluydu. 1931 yılında CHP’den Aydın milletvekili seçildikten sonra Ankara Hukuk Fakültesi'ne başladı ve 1935 yılında mezun oldu. Yedek subay eğitimi almasına karşın, Birinci Dünya Savaşı'na sıtma hastalığına yakalandığı için katılamayan Menderes, Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği başarılardan ötürü İstiklal Madalyası almaya değer görüldü.

İzmir'in ünlü ailelerinden, Evliyazade Fatma Berin Hanım ile 1929 yılında evlendi ve Yüksel, Mutlu, Aydın olmak üzere üç oğlu oldu.

Adnan Menderes, politika hayatına 1930 yılında Fethi Okyar’ın kurduğu Serbesti Fıkra’ya girerek başlamıştı. Serbest Fıkra’nın Ege çevresinde gördüğü büyük ilgi, Çakırbeyli Çiftliği’nin sahibi Adnan Bey’i de bu partinin saflarına çekmişti. Ancak ne var ki Serbest Fıkra çok geçmeden kendisini feshetmişti. Atatürk, bu partinin yarattığı büyük muhalefet hareketinin nedenlerini araştırmak için çıktığı Ege gezisi sırasında Aydın’a uğradığı zaman genç Adnan Menderes’i de tanımıştı. Atatürk, sorduğu sorulara gayet cesurane ve mantıklı cevaplar veren bu gencin üzerinde özellikle durmuş ve çok geçmeden kendisine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne katılması teklif edilmişti.

CHP’ye giren Adnan Menderes, 1931 seçimlerinde aday gösterilmiş ve milletvekili olarak parlamentoya katılmıştı. Ancak 1945 yılında parti içi muhalefeti nedeniyle CHP’den ihraç edildi. Çok partili hayata izin verildikten sonra, 7 Haziran 1946’da Demokrat Parti (DP)’yi, yani Türkiye’deki ilk yasal muhalefet partisini kuranlar arasında yer aldı. 1946 seçimlerinde Celal Bayar’dan sonra partideki ikinci önemli adam durumuna geldi.

Adnan Menderes’in Meclis’e girdiği günden Demokrat Parti’nin kuruluşuna kadar geçen uzun ve kesintisiz milletvekilliği yaşamı, kendi deyimi ile kendi kendini yetiştirme devresi oldu. Bu yıllar içinde bir yandan Ankara Hukuk Fakültesi’ne devam ederken bir yandan da parti ve parlamento içinde Türk sporunun ana sorunlarıyla uğraştı. Kendisi eski bir sporcuydu, İzmir’deki öğrencilik yıllarında İzmir Karşıyaka takımında futbol ve basketbol oynamıştı.

Celâl Bayar’ın bir muhalefet partisi kurma niyetini açıklamasından sonra, ünlü “dörtlü takrir”e imzasını koyarak CHP’den gürültülü bir şekilde ayrıldı ve Demokrat Parti’nin kurucuları arasına katıldı.

O günden sonra adı Celâl Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte duyulmaya başladı. 1946 seçimlerini Demokrat Parti kazanamamıştı, ama Adnan Menderes’in adı bütün memlekete yayılmıştı. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle, Cumhurbaşkanlığına seçilen Celâl Bayar tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Böylece, on yıl süren DP iktidarının ilk ve son başbakanı oldu.

Türkiye’de ilk demokratik seçim 1950’de yapıldı. Önceki seçimler hep jandarma baskısı altında, açık oy gizli tasnif gibi tuhaf bir uygulamayla yapılmıştı. Halk, jandarma korkusundan oyunu göstermek zorunda kalıyor ve gizli tasnif sırasında oy sayımı CHP lehine değiştiriliyordu. İlk defa 1950’de oylar gizli kullanıldı, oylar herkese açık olarak sayıldı. 14 Mayıs 1950’de yapılan ilk demokratik seçimlerde Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ezdi geçti.

Bu seçimde halk toplam 487 milletvekilini partilere şöyle dağıttı:

Demokrat Parti           415

CHP                           69

Bağımsızlar                 2

Millet Partisi               1

 

Seçmenler CHP’ye karşı yazıldığını hissettiği “Artık Yeter!” sloganıyla seçimlere katılan Demokrat Parti’ye oy vermek için sandıklara koşmuştu. Seçimlerin ardından Menderes'in aldığı cesur kararlarla, tarım makineleri sahasında hızlı bir ithalat başlamıştı. Ziraat Bankası’nda o güne kadar uygulan mayan kredilerde gösterilen kolaylık, ezilmiş hırpalanmış Türk köylüsünü adeta sevince boğmuştu. Kendisi de bir ziraat ve toprak insanı olan Menderes, köylünün dilinden gayet iyi anlıyordu. Tek partili dönemlerin ezikliği haysiyetli yaşantıya dönüşürken, daha düne kadar devlet görevlilerinden tir tir titreyen vatandaşlar Demokrat iktidarla parayı, tokluğu ve hiç görüp bilmedikleri hürriyeti tanımışlardı.

Kaderine terk edilen köylere yol, içme suyu, okul ve kalkınmanın nimetleri götürülüyordu. Köylünün tepesinden jandarma dipçiği çekilmiş, insan haysiyetini zedeleyen altı liralık yol parası ve yollardaki taş kırma işkencesine son verilmişti. Halk Parti iktidarının dört senede dağıttığı tohumluk, hasat döneminde on binlerce ton fazlasıyla dağıtılmıştı. Yollar, barajlar, köprüler, limanlar, enerji santralleri, sulama tesisleri, hava meydanları görülmemiş bir hızla yaptırılarak adeta bir şantiyeye dönüşen memleketin iktisadi hayatına canlılık ve bereket getirilmişti.

2 Mayıs 1954 günü yapılan ikinci demokratik seçimde, yirmi dört milyon nüfusun on milyon seçmeni bulunan Türkiye genelinde, Demokrat Parti "488" Halk Partisi ise "31" milletvekili çıkardı. Bu rakam, tüm zamanların egale edilemeyen en büyük seçim rekoru oldu. Halk Partisi; Malatya, Kars ve Sinop illerinin dışında milletvekilliği kazanamamıştı. Menderes enerjik bir başbakan olarak o zamana kadar alışılagelmiş düzenden dışarı çıkmasını başarmış, halkla ilişkilerini son günlerine kadar devam ettirmesini bilmişti. Çünkü muhalefete düşen CHP, 27 yıllık bir iktidarın verdiği yorgunluğa sahipti. Tüm bu nedenlerle de DP’nin tam tersine, çok bürokratlaşmıştı. Ona oranla halka dayanmasını beceren bir partinin başında Menderes hiç kuşku yok ki büyük ve bulunmaz bir şansa sahipti. Ne var ki serbest girişim ve özel sektöre öncelik tanıyan Menderes politikasının ilk hızı ilerleyen yıllarda kesilmeye başladı.

Bu arada Kıbrıs konusu ile ilgili olarak Londra’da ikinci tur görüşmeler yapılırken, 6 Eylül 1955 gecesi, İstanbul’da kimi gazetelerin Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığını yazması üzerine azınlıklara karşı olaylar çıktı. Ağırlıklı olarak Rumlara karşı yönelen olaylarda çok sayıda kilise, ayazma, havra, manastır, 4 bin 340 dükkân, 110 otel ve lokanta, 21 fabrika ve 3 bin 600 ev saldırıya uğradı; bir papaz olaylar sırasında öldürüldü. Tarihe “6-7 Eylül Olayları” olarak geçen bu olayları, DP İstanbul Milletvekili Aleksandros Hacopulos TBMM’de, “Olayların oluş şekli tertip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi ve kolluk kuvvetlerin olaylar sırasında gösterdiği kayıtsızlığa dikkat çekti.

Bu olaylar ile iktidarın basın üzerinde uyguladığı baskı ve kimi muhalif politikacıların tutuklanmasının da etkisiyle, Adnan Menderes ile aydın kamuoyu arasında aşılmaz engeller ortaya çıkmaya başladı. Bu arada, 17 Şubat 1959’da Kıbrıs konusunda Yunanistan’la imzalanan ikili antlaşmanın ardından üçlü görüşmeler için İngiltere’ye giderken, Menderes’in, uçağının Londra Gatwick Havalimanı yakınlarında alçalırken düşüp parçalanmasına karşın, Menderes kazadan yara almadan kurtuldu. Bu olay muhalefetle ile iktidar arasında kısa süreli bir yumuşama sağladı.

27 Ekim 1957 Pazar günü yapılan genel seçimlerde Millet Partisi Kırşehir'den 4, Hürriyet Partisi Burdur’dan 4, Halk Partisi 173, Demokrat Parti ise 421 milletvekili çıkararak, arka arkaya üçüncü kez iktidara geldi. Orduyu, üniversiteleri ve öğrencileri tahrik ederek her türlü hırçınlık yapılırken, CHP’nin uğradığı büyük seçim hezimet İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’e söylediği "Metin, işimiz çok çetin" sözü aslında bir yerde askere de darbe çağrısı olarak hep yorumlandı.

1960 yılında talebe hareketlerinin fazlalaşması, hoşnutsuz grupların devleti devamlı memleketi iç karışıklıklara sürüklemesi sonucu, silahlı kuvvetlerin ihtilal yapmasına sebep oldu. TSK'nın 27 Mayıs 1960 günü açıklama yaptığı sırada Eskişehir'de bulunan Adnan Menderes ve yanında bulunan siyasetçi arkadaşları tutuklanarak, Ankara'ya getirildiler. Ankara'da bir süre tutulan Menderes, sonra Yassıada'ya yargılanmak üzere gönderildi.

27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların özel olarak kurdukları mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı, 9 ay 27 gün boyunca Menderes ve beraberindeki siyasetçileri yargıladı. Yargılama süreci sonunda 14 kişinin idamına, 31 kişinin de ömür boyu hapse mahkum edilmesine karar verdi. Ancak, Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesi; Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti. Celal Bayar'ın cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse, kalan 418 sanığa ise 6 ay ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları veya beraat kararı verildi.

Menderes, hakkında karar, Milli Birlik Komitesi’nce onaylanınca, 17 Eylül 1961'de İmralı Adası'nda idam edildi. 29 yıl sonra ise bir kararla 17 Eylül 1990 yılında naaşları Cumhurbaşkanı ve devlet erkanın katıldığı bir törenle İmralı'dan alınarak, İstanbul'da Adnan Menderes Bulvarı Topkapı çıkışında yapılan Anıt Mezara nakledildi.

 

MENDERES'E YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR

Menderes, 13 ayrı davadan yargılandı ve Bebek Davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu.

  • Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı.
  • 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek.
  • Kurulan bir örgütü (Vatan Cephesi) başka bir sınıf üzerinde baskı aracı olarak kullanmak.
  • Vinileks firmasına Türkiye Vakıflar Bankası'ndan kredi verdirmekle suçlandı.
  • İstanbul'da Bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın evini, parasını geciktirerek ya da hiç ödemeden istimlak etmek.
  • Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak.
  • Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak.
  • Döviz Yasası'nı ihlal etmek.
  • Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak.
  • Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek.
  • Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapılması.
  • Yargı bağımsızlığının ihlali.
  • 1957 seçimlerinin erkene alınarak, kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi.
  • Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması.
  • CHP'nin mallarına "haksız" yere el konulduğu iddiaları.
  • Anayasa ihlali.

İşte Manderes’e yöneltilen suçlar kabaca bunlardı.

 

SADECE BUNLAR YOKTU İDDİANAMEDE

Genel hatları ile Menderes’in kısa hayatı bundan ibaret. Ancak onun hakkında ortaya atılan iddialar, daha doğrusu direkt ve savunmasız bırakılan suçlamalar bundan ibaret değildi. Yıllar öncesinde, Adnan Menderes’in oğlu merhum Aydın Menderes’in bir röportajını okumuştum.

Aydın Menderes, babasının idam gerekçeleri arasında İzmit’te bugünkü D-100 Karayolu’nun toprak zeminde yapılmasının da geçtiğini söylüyordu. Yani Menderes hakkında zaten hüküm en başında belliydi. O kanlı darbe senaryosu ile idam edilecek ve ailesinden yağlı urganın masrafları bile çatır çatır alınacaktı.

Ve işin tuhaf tarafı o dönemde bir başbakanın yakasına yapışıp “Özgürlük istiyorum” diyerek haykıran zevat, hala o dönemin kanlı postal darbesi için “devrim” diyebiliyorlar.

 

Fakat şurası kesin ki, Türkiye özellikle 27 Mayıs sürecini hep “hizmet eden cezalandırılır” sözü ile hatırlayacak.

Çünkü bugün İstiklal Madalyası sahibi olan bir başbakanı asmak zulmünü hangi insan tiplemeleri yapabilir...

Kısa bir özet…

Kimileri okur öğrenir, kimileri yaşar öğrenir…

Menderes, hayatında hep bir şeyleri değiştirmek istemiştir. Önce kendisini, sonra ailesini, sonra çevresini ve sonra ülkesini…

Görmüş ki, aslında her şey meğer önceden değiştirilmiş. En çok değiştirilen ise ülkesi. Adeta kapana kısılan bir ülke olmuş.

Ali Adnan Ertekin Menderes, ülkesinin insanını çok seviyordu. Türk insanı kadar iyi kalpli, temiz, yetenekli, becerikli, saf ve akıllı bir millet yoktu ona göre. Ancak bu kadar sömürülen bir millet de yoktu onun için.

Ona söylenen “Müdahale etme ve sus” talimatına uymayıp, milletinin yanında yer aldı.

Menderes, anayasa ihlali ve anayasayı değiştirmek suçlaması ile yargılandı, idam edildi. Ancak bu suçun asıl muhatabı 27 Mayıs’ta ve 12 Eylül’de anayasayı silah zoru ile değiştiren cuntacılardı, Menderes değil.

Fatin Rüştü Zorlu değil…

Hasan Polatkan değil…

Şayet anayasayı değiştirebiliyor ve iktidarı ele geçirebiliyorsan kahramansın, şayet aksi olursa en büyük vatan hainisin. Cuntanın ve darbeci zihniyetin tek yolu budur. Hainle kahraman arasındaki farkı da aradan geçen 58 yıl sonra bugün çok daha iyi anlıyoruz.

Asıl kahraman, postallarına ve ellerindeki silahlara güvenerek devlete karşı ayaklanma başlatan darbeciler değil, katlettikleri Menderes’tir, Zorlu’dur, Polatkan’dır…

O gün verilen kararın, verilen hükmün bugün toplumun vicdanında en küçük bir önemi yoktur.

 

 

Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer Mehmet ÖZMEN yazıları
Anket
Sizce, Kocaeli'deki yapılar depreme karşı yeterince güvenli mi?
Evet
Hayır
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
5.9298 TL 5.9061 TL
Euro
EURO
6.5389 TL 6.5128 TL
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

Demokrat Kocaeli Gazetesi yılların verdiği tecrübe ile Kocaeli haber konusunda uzmanlaşmış bir ekibe sahiptir. Kocaeli Gazetesi olarak Kocaeli ve ilçelerine basılı yayın hizmetimiz ile Kocaeli Yerel Gazeteleri arasında yerini almaktadır. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak Son Dakika Kocaeli Haberleri ulaştırmak için gece gündüz 7 gün 24 saat çalışan bir ekiple hizmetinizdeyiz. Kocaeli'de olan olayları anında aktarmak sizi bilgilendirmek bizim için önemli. Gazetecilik mesleğinin zorluğunun farkındayız ve Gazetecilik mesleğini severek yapmaktayız. Kocaeli Yerel Gazeteler arasında önceliğimiz sizlere daha iyi ve daha hızlı kocaeli haber hizmeti sunmaktır.

ANIT MEDYA