Advert Advert Advert
Advert Advert
Advert
TARİH 29.09.2020 SAAT 01:38:25
Advert
 
Mehmet ÖZMEN

Erdoğan galiba haklı, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Koronavirüs tantanasının giderek şiddetini ve etkisini artırdığı günlerde bana göre başarılı bir çalışma düzeni ortaya koydu Türkiye.

Sağlık Bakanlığı daha ilk günlerden itibaren etkin bir çalışma yürüttü. Bu dönemde her şey şeffaf bir şekilde halka anlatıldı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca her gün düzenli olarak bilgilendirmeyi halka yapıyordu. Bazen sosyal medya üzerinden, bazen de bizzat basının karşısına çıkıyordu halkını bilgilendirmek için.

Tabi ara ara da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıklama yapıyor, alınan tedbirleri, yasakları falan açıklıyordu.

İşte Erdoğan, bir defasında bu açıklamaları sırasında çok ilginç bir söz kullanmıştı:

“Koronavirüs sonrasında dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…”

Çok ilginç bir ifadeydi. İnsanlar birbirine şu soruyu soruyordu:

“Erdoğan acaba ne demek istedi? Bildiği ya da yapacağı bir şey mi var?”

 

xxx

 

Virüs muhabbetlerinin başladığı tarihten itibaren bu Ayasofya konusu da küçük harflerle dillendirilmeye başlanmıştı ülke genelinde. Topluma Ayasofya’nın ibadete açılmasını tartışması işleniyordu.

Şurası kesin ki; 86 yıl önce Ayasofya Camii’nin müze haline dönüştürülmesi kararı milletin vicdanında hep sorgulandı. O karar belki de o dönem için yapılmak zorundaydı, ancak millet geçen 86 yıl içinde karara hep “Tarihi bir hata” gözüyle baktı.

Yapılmaması gerektiğine inandı…

UNESCO, bu yapıyı dünya mirası sınıfında mı görecek, cami yapılıp milletin orada namaz kılacak olması bunun önünde hiçbir şekilde engel değildi.

Ben de katılıyorum, uzun zamandır yorumlarımda da bunun olmasını, Ayasofya’nın cami hüviyetine büründürülüp İslam alemine yeniden hediye edilmesini istiyordum.

Bu tarihi adımın atılmasının devlet ve millet birlikteliğine de hizmet edeceğini söylüyordum.

Ve nihayet ki, bu konuda gerekli olan adım atıldı. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesini sağlayan Bakanlar Kurulu kararını iptal etti.

 

 

 

Bu karar Atatürk’e karşı alınmadı?

 

 

Burada önemli bir husus var. Malum, 1934 yılındaki kararın altında Atatürk’ün de imzası bulunuyor. Şimdi bazı kesimler Danıştay kararı ve ardından yayımlanan cumhurbaşkanlığı kararnamesini Atatürk’ü yok saymak, onun eylem ve davranışlarına karşı atılmış bir adım olarak nitelendirmenin derdine düşmüş durumda.

Bu iddia sahiplerini açıkça cehaletle ve sadece at gözlüğü ile meseleye bakıp milletin vicdanını, iradesini yok saymakla itham ediyorum.

Aynı kişileri tarihlerinden bihaber olmakla birlikte yarını düşünmeden günü yaşamayı kendilerine kâr sayan basit varlıklar olarak nitelendiriyorum.

Danıştay kararı ile millet nezdinde hata olarak görülen büyük bir yanlıştan dönülmüştür.

Başta söylediğim gibi, belki de Atatürk o günün şartlarında böyle bir kararı uygun görmüş olabilir. Fakat bugün için Ayasofya’ya yeniden kutsaliyetini kazandıracak Danıştay kararını küçük görmek ve altında tarihimiz dışında başka manalar aramak ciddi bir cehaleti gerektirir.

Çok şükür ki önce Danıştay kararı ve ardından imzalanan cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu süreç hızlandırıldı ve Ayasofya’nın aslına rücu etmesi sağlandı.

Unutulmamalıdır ki; cumhuriyete ilelebet sahip çıkmak ve laiklik gibi değerlerimiz dışındaki tüm kural, kaide ve kararlar günümüz şartlarına ve devletin varlık gücüne göre yeniden alınabilir ya da değiştirilebilir.

 

 

 

 

Akıllardaki tek soru: Bu nasıl cesaret edildi?

 

 

Ayasofya çok değerli bir mabet…

Tarihi önemi var. Yapıldığı toprakların 1000 yıllık kilisesi iken Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’un fethedilmesinin ardından camiye dönüştürülmüş ve yaklaşık beş asır boyunca cami olarak hizmet vermiş.

Son 86 yıl ise müze olarak ziyarete açılmış.

Hıristiyan toplulukların, mezheplerin ya da Yahudi camianın gözü hep Ayasofya’da oldu. Türkiye’nin işgal edildiği yıllarda yapılan girişimin bilinçaltındaki gerçek sebebi hep İstanbul’u yeniden “Konstantinapol” yapmak, Ayasofya’yı da kiliseye çevirmekti.

Lakin yapamadılar.

İşte tarihin birçok döneminde savaş sebebi sayılan Ayasofya’nın yeniden İslam ile şereflenmesi sonrasında akıllara gelen tek soru var;

“Türkiye böyle bir girişime nasıl cesaret edebildi?”

Zaten o aymazların kudurdukları konu bu. Türkiye buna cesaret edememeliydi. Olmamalıydı. 86 yıl önce başlayan uygulama devam etmeli ve millete uygulanan manevi zulüm sürmeliydi.

Görüyorsunuz, başta ABD ve Rusya olmak üzere dünyanın her yerinden kınama mesajları geliyor. İçeriğine bakıyorsunuz hepsi boşa kürek sallayan ucube takımı. Çünkü yapabilecekleri hiçbir şey yok.

Ne yapacaklar, döviz kurları ve borsa üzerinden yeniden ekonomik bir saldırı mı başlatacaklar? Zaten bugün de yapıyorlar bunu.

Misilleme olarak kendi ülkelerindeki camileri mi kapacaklar? Müslümanlara zulüm mü edecekler?

Bu da yapmadıkları bir şey değil. Yeni Zelanda’da otomatik tüfeklerle camilere saldıran, onlarca kişiyi sadece Müslüman olduğu için öldüren caninin yaptıkları hala akıllarda. Sadece bu durum bile batının nasıl İslam düşmanı olduğunu gözler önüne seriyor.

Yoksa topu tüfeği kuşanıp kapımıza mı dayanacaklar?

Tarih bunun denenmişlikleri ile dolu. Akıllarına getiremeyecekleri bir konu olduğu çok aşikar. Hele ki bu zamanda…

Türkiye’nin bunu nasıl yerine getirdiğine dönecek olursak..

Siyasi literatürümüze giren bir ifade vardır ülkemizle ilgili. Denir ki, “Türkiye artık gündemi belirlenen değil, gündemi belirleyen ülkedir…”

Bu çok doğru…

Ayasofya konusunda da ülkemiz gereğini yerine getirmiştir. Her zaman övündüğümüz Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin torunları olduğumuzu kabul ediyorsak böyle bir cesareti göstermemiz, bu kutlu mabede hak ettiği değeri yeniden kazandırmamız gerekirdi.

Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Danıştay kararının hemen ardından kararnamenin altına attığı imza bu hakkı Ayasofya’ya yeniden vermekle ilgilidir.

Devlet bizim…

Mülk bizim…

İrade bizim…

Ve karar bizim…

Yunanistan şöyle demiş, ABD hayal kırıklığına uğramış, Rum’lar kudurmuş, Rus Ortodokslar kıpraşmaya başlamış, ötekinin biti kanlanmış, berikinin bilmem nesi tavana vurmuş…

Bunların derdine düşecek değiliz.

Fatih geçmişte nasıl ki, “Ya ben Bizans’ı alırım ya da Bizans beni” diyecek kudreti kendinde gördüyse Ayasofya konusundaki adımlar da bu şekilde, ancak ağır ağır atılmış görünüyor. Bu durum öyle ucuz siyasete alet edilecek bir durum değil.

Öncelikle kabullenmek ve istemek lazım…

Sonra bu iş cesaret ister…

Şartları uygun hale getirmek ister…

Zamanını iyi hesaplamak ister…

Ve en sonunda kararını uygulamak ister…

Bizim topraklarımızdaki her alınacak karar yine bizim hakkımızdır. O yüzden kimsenin ne düşünüp düşünmediğine…

Kimin ne söyleyip söylemediğine bakacak değiliz…

 

----- -----

 

Ayasofya’yı ibadete açmaya ne gerek vardı? Önce bana para verin!

 

 

Başlıktaki soru ve talep ne kadar ince anlamlar içeriyor değil mi?

Bakın ben Erzurumluyum…

Kendimi vatanperver ve Nene Hatun’un torunu gibi görürüm…

Nene Hatun geçmişte nasıl ki, “Evladım anasız babasız büyür, ama vatansız büyüyemez” dediyse, bugün de aynı şeyi düşünmeliyiz.

Geçmişte Ayasofya’yı bırakın ibadete açmayı, bu düşünceyi aklından bile geçiremeyen bir Türkiye’den, kararı alan ve uygulayan, kimseye de hesap vermeyen bir Türkiye’ye geçilmişken, bu neyin derdine düşmek böyle!

Tabi insan tarihinden, o tarihin kazandırdığı maneviyattan bihaber olunca böyle oluyor.

İnsan haliyle ister istemez “Bana para ver, Ayasofya’yı ibadete açma” düşüncesine geliyorsa demek ki iki kere oturup düşünmemiz lazım.

Biz geçmişte nasıl ki özelleştirmelerin tertipli ve düzenli olmasını istediysek…

Satılmak istenen kurumların stratejik öneme sahip olup olmadığına bakıldıktan sonra düşüncenin hayata geçirilmesi tezini ortaya koyduysak…

Bugün de aynı şekilde Ayasofya’nın yeniden devletleştirilmesine, milletin hizmetine sunulmasına ve aslına rücu ettirilmesine destek veriyoruz.

Ayasofya bizimdir kardeşim, bizim…

Ve emin olun paradan, puldan ve candan çok daha değerlidir.

 

----- -----

 

Erdoğan’ın Ayasofya konuşması

 

 

Açıkçası tarihi bir konuşmaydı…

Baştan sona birkaç kez dinledim.

Çok çarpıcı tespitleri var Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın. Bana göre en can alıcı noktalardan birisi şuydu:

“Mimar Sinan, Ayasofya’ya en çok katkı yapan insanların başında geliyor. Türk milletinin Ayasofya üzerindeki hakkı yaklaşık 1500 yıl önce bu eseri ilk inşa edenlerden daha az değildir. Tam tersine; yaptığı katkılar ve güçlü sahiplenişi itibariyle milletimizin insanlık tarihi veya mirasının en önemli eserleri arasında gösterilen Ayasofya üzerindeki hakkı daha fazladır.”

Bu olağanüstü güzel bir tespit. Yani böyle damarlarımıza nakış nakış işlenecek ve üzerinde belgelerle günlerce konuşabileceğimiz bir bakış açısı.

Bu korkunç güzel tespitin ardından dünya kamuoyunu ve özellikle Hıristiyan ve Yahudi kesimleri kızdıracak, öfkelendirecek yeni bir ifade kullandı Erdoğan…

Ayasofya’nın dirilişi ile ilgili bir durumdu.

Bu ifadeleri aynen aktarıyorum:

“Ayasofya inşa edildiği tarihten itibaren defalarca şahit olduğu yeniden dirilişlerinden birini yaşıyor.

Ayasofya’nın dirilişi; Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuşmasının habercisidir.

Ayasofya’nın dirilişi; dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların fetret devrinden çıkış iradesinin ayak sesidir.

Ayasofya’nın dirilişi; sadece Müslümanların değil, onlarla birlikte tüm mazlumların, mağdurların, ezilmişlerin, sömürülmüşlerin umut ateşinin yeniden alevlenişidir.

Ayasofya’nın dirilişi; Türk milleti, Müslümanlar ve tüm insanlık olarak dünyaya söyleyecek yeni sözlerimiz olduğunun ifadesidir.

Ayasofya’nın dirilişi; Bedir’den Malazgirt’e, Niğbolu’dan Çanakkale’ye kadar tarihimizin tüm atılım dönemlerini yeniden hatırlayışımızın adıdır.

Ayasofya’nın dirilişi; şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetlerine gerekirse canımız pahasına sahip çıkma kararlılığımızın remzidir.

Ayasofya’nın dirilişi; Buhara’dan Endülüs’e kadar medeniyetimizin tüm sembol şehirlerimize verdiğimiz gönül selamıdır.

Ayasofya’nın dirilişi; Alparslan’dan Fatih’e ve Abdülhamid’e kadar ecdadın tamamına vefamızın gereğidir.

Ayasofya’nın dirilişi; Fatih’in fetih ruhunu şad etmenin yanında Akşemseddin’in maneviyatını, Mimar Sinan’ın estetiğini ve zevkini de yeniden gönlümüzde canlandırmaktadır.

Ayasofya’nın dirilişi; insanlığın özlemle beklediği temeli adalet, vicdan, ahlak, tevhid ve kardeşlik olan medeniyet güneşimizin yeniden yükselişinin sembolüdür.

Ayasofya’nın dirilişi; bu mabedin kapılarındaki zincirler yanında topyekun gönüllerdeki ve ayaklardaki prangaların da kırılıp atılmasıdır.

Ezanın aslına döndürülmesinden 70 yıl sonra Fatih’in emaneti Ayasofya’nın da cami olarak hizmete girmesi gecikmiş bir yeniden silkiniştir. Bu tablo İslam coğrafyasında sembol değerlerimize yapılan hoyratça saldırılara verilmiş en büyük cevaptır.”

Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer Mehmet ÖZMEN yazıları
Anket
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
7.7763 TL 7.7453 TL
Euro
EURO
9.0566 TL 9.0205 TL

Demokrat Kocaeli Gazetesi yılların verdiği tecrübe ile Kocaeli haber konusunda uzmanlaşmış bir ekibe sahiptir. Kocaeli Gazetesi olarak Kocaeli ve ilçelerine basılı yayın hizmetimiz ile Kocaeli Yerel Gazeteleri arasında yerini almaktadır. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak Son Dakika Kocaeli Haberleri ulaştırmak için gece gündüz 7 gün 24 saat çalışan bir ekiple hizmetinizdeyiz. Kocaeli'de olan olayları anında aktarmak sizi bilgilendirmek bizim için önemli. Gazetecilik mesleğinin zorluğunun farkındayız ve Gazetecilik mesleğini severek yapmaktayız. Kocaeli Yerel Gazeteler arasında önceliğimiz sizlere daha iyi ve daha hızlı kocaeli haber hizmeti sunmaktır.

ANIT MEDYA