Advert Advert Advert
Advert Advert
Advert
TARİH 29.09.2020 SAAT 00:25:12
Advert
 
Mehmet ÖZMEN

Bu tarihi günü asla unutamam

 

Demokrat Kocaeli gazetesinin tarihi haberlerinin takibi genelde bendedir.

En son Gebze’de düzenlenen ve “Türkiye’nin Otomobili’nin” tanıtıldığı tarihi anın tanıklığı da bana düşmüştü.

Ve şimdi Ayasofya…

Bizzat gittim…

Heyecanı yaşadım ve çok arzuladığımız gerçeğin milletçe nasıl bir hasretle beklendiğine bir kez daha şehadet ettim.

 

xxx

 

Türk halkı Ayasofya’nın ibadete “bütünüyle” açılmasını çok istiyormuş…

Bunu gördüm.

Halkın üstelik iki gece öncesinden gelip, o ilk namaza iştirak etmek istemesine şahitlik ettim.

Geceden gittim bende. Fakat bir gün öncesinden itibaren insanlar gece yatısına kalmışlar. Çemberlitaş Tramvay Durağı ve çevresindeki vatandaşlar yanlarında getirdikleri seccadelerini kendilerine yatak, okudukları kitapları da yastık yapmışlar.

Hava çok sıcak, doğal olarak yorgana gerek yok.

Sürekli hazırlanan çaylarla muhabbet var. Acıktıklarında azıkları genelde domates ve peynir. Bir de gündüz olunca çevredeki işletmelerden neler alınabilirse ücreti mukabilinde alışverişler yapılıyor.

İhtiyaç sorun olmamış. Çevredeki camiler -Ki birçoğu yine tarihi mabetlerimiz- WC’ler halkın hizmetinde. Yerde namaz kılanları görünce açıkçası duygusallaşıyorsunuz. Doğal olarak meydana ilerleyemeyeceğimi düşündüğümden geceyi bir yakınımın evinde geçirdim.

Hesapta ağabeyimle birlikte gidecektik o ilk namaza. Ama bana göre biraz daha uykucu, kalkamadı garibim. Kız kardeşi ile kahvaltıyı bahane etti. Bahane sağlam olunca bize erkenden kaçıp gitmek düştü.

Çok erken denilebilecek saatlerde Çemberlitaş Tramvay Durağına ulaştığımda herkesi akşam bıraktığım gibi buldum. Bekleyenlerin büyük bir kesimi heyecandan uyuyamamış. Sabah namazını kıldıktan sonra abdestli olarak polis barikatının önüne sıralanmalar başlamış.

 

POLİSİMİZE HAYRAN KALDIM

Olay çok büyük bir hadise.

İlgi had safhada…

Yüzbinlerce kişi “Ayasofya” diyerek koşmak istiyor, yılların hüznünü atmak istiyor artık üzerinden. Fatih’in kemiklerinin sızlamasına tahammül göstermek istemiyorlar çünkü.

Böylesine stres yükü ağır bir dönemde ve yerde, insanların heyecanına rağmen bizim polisimiz ne disiplinden ödün verdiler ne de insanların gereksiz yere gerilmesine neden oldular.

Ne gerekiyorsa onu yaptılar.

Teşekkürü ve tebriği hak ettiler…

 

xxx

 

5-6 ayrı arama noktasından geçtikten sonra Ayasofya Meydanına yaklaştığımızda ise bir anons yapıldı. Sosyal mesafe kuralına göre Sultanahmet ve Ayasofya Meydanının tamamı dolmuştu. İnsanları hüzün kaplasa da yine bir umut denilerek ilerleyiş sürdü. Öyle ya da böyle, biraz da milletle itişe kakışa Ayasofya’yı belli bir yerden gören noktada namazımız için saf tuttuk.

Ama tepede güneş. Şartlar çok zorlu.

Fatih Belediyesi sürekli su dağıtsa da yeterli gelmiyor. Sürekli ter boşaltıyorsunuz.

O beyaz yüzler birden kararmaya başladı. Güneşin vurduğu bölgelerde önce kızarıklığın sebep olduğu sızı, ardından belirgin bir kararma…

Ama değdi mi?

Kesinlikle…

Ayasofya yeniden “bütünüyle” ibadete açılıyor kardeşim. Başka söze gerek var mı?

Bahane üretemezdik. Bu kutlu güne tanıklık etmeliydik.

Çok açık söylüyorum. Gelemeyenler değil ama İnadından gelmeyenler utansın!

Hele ki milli görüşçüyüm deyip de, “Gönlüm oradaydı” palavrasının ardına sığınanlar Erbakan hocamın açıkça kemiklerini sızlatmıştır. Onlar bu samimiyet testini kat’i suretle geçemediler.

Ve bundan sonra da geçebileceklerine ihtimal vermiyorum!

 

YENİ BİR ÇAĞIN DA MÜJDESİ

Tarihi kararın altına imza atarak Ayasofya Müzesi’ni “bütünüyle” cami hüviyetine büründüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın alana gelişi sırasında bir alkış koptu.

Milletin tek amacı Ayasofya’nın ibadete açılmasını tekbirler ve savatlarla kutlamaktı.

Sonrasında Kur’an-ı Kerim okumaları başladı.

Cuma namazına başladığımızda çok zorlandım açıkçası. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, ilk namazı kıldırırken ilk rekatta zammı sure olarak Fetih suresini okumaya başlayınca bir dolgunluk yaşadım içimde…

O iki rekat çok zordu açıkçası…

Ama kılınmıştı ve Ayasofya artık müze değil, bir ibadethaneydi…

Ve bu sırada aklıma bir duanın şu mısraları geldi birden:

“Minareleri sen ezansız bırakma Allah’ım…”

Çocukluğumdan bu yana, belki de 25-30 yıldır içimde yaşadığım bir amaç sonunda gerçek oluyordu.

Ayasofya artık “bütünüyle” ibadethaneydi.

Ve orası artık basit bir taş bina değildi!

 

 

 

 

Ali Erbaş’ın elindeki kılıç!

 

 

İzmit’in en eski ibadethanelerinden birisi Tarihi Orhan Camii…

Sık sık burada cuma namazına gitmişimdir.

Ve bazen sabah namazı programlarına da katıldığım olmuştu.

Buradaki yaşatılan bir gelenek var. Orhan Camii imamı, minbere çıkıp da hutbesine başladığı sırada kılıcı elinde tutardı. Ben bu geleneği ilk kez İzmit’te, Orhan Camii’nde görmüştüm.

Şimdi ise Ayasofya’daki bu ilk Cuma namazı sırasında Ali Erbaş, elindeki kılıç ile hutbesini okudu.

Öncelikle söylemeliyim ki, söyledikleri çok etkiliydi.

Kılıç geleneği aslında sembolik anlamlar içeren içerir. Sağ ele alınan Kılıç, “kullanma” niyetini ortaya koyuyor ve düşmanı korkutmayı amaçlıyor. Hutbelerde kılıç sol ele alınıyor. Bu da, dosta güven verme amacını taşıyor.

Türkiye’de çok az sayıdaki camide bu gelenek hala devam ediyor.

Bu anlamları ile Ali Erbaş’ın verdiği mesaj son derece açık, sizce de öyle değil mi?

 

 

 

İnce şaşırttı ve memnun etti

 

24 Haziran 2018 genel seçimlerinde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak halkın karşısına çıkan, partisinin milletvekili oy oranının çok daha üzerinde bir orana ulaşan CHP’li Muharrem İnce, Ayasofya’nın ibadete açılması sürecinde çokça gündeme gelmişti.

Önce “Davet gelirse Ayasofya’daki ilk namaza katılmak isterim” demişti.

Ardından Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Müslümanlar için davet ezandır” diyerek olayı farklı bir noktaya taşımıştı.

Ardından yine de İnce’yi arayarak kendisini bu kutlu açılış programına davet etmişti.

Ve o Muharrem İnce, Ayasofya’nın kutlu gününe tanıklık edenler arasında yer aldı.

CHP’liler bu konuda ne der, ne söyler, nasıl düşünür bunların peşine düşmedi.

CHP’li Muharrem İnce, üstelik namazını da halkın arasında kılarak protokol mantığı içine girmedi.

Hem davete icabet etti hem de namazı milletle birlikte kıldı.

Bence bu tablo çok güzel olduğu kadar örnek de olmalıydı…

 

 

 

 

İyice kudurdular, ne yapacaklarını şaşırdılar

 

 

Türkiye büyük bir cesaretle, egemenlik haklarını kullanarak Ayasofya gibi kutlu bir mabedi, mülkü olan bir yapıyı yeniden ve “bütünüyle” cami hüviyeti ile ibadete açtı.

Bu dirayetli kararın ardından ülkeler kudurmaya başladı.

Ermenistan, büyük bir gazla Azerbaycan’a saldırdı. Askerlerimiz şehit olsa da bu terörist Ermeniler hak ettiklerini fazlasıyla aldılar. Türkiye’nin desteklediği Azerbaycan ordusu, Ermenistan’ın teröristlerine tokat üstüne tokat vurdu.

Ve bu tokatların devamı gelecek…

Sonra Yunanistan, önceki gün Ayasofya’daki ilk namazın ardından bayraklarını yarıya indirdi. Protestolar düzenlendi. Bayrağımızı yakma şerefsizliğini bile gösterdiler.

Şimdi sormak lazım; NEDEN?

Bu kadar faşistliğin sebebi nedir?

Kendi mülkümüz olan bir yapıyı ibadethane olarak kullanabilme kabiliyeti ve hakkımız mı?

O Yunanistan’ın faşist şerefsizlerine milletçe açıkça söylüyoruz;

Daha görecek ve ağlayacak…

Bayraklarınızı yarıya indirecek çok şeyler başınıza gelecek.

Haddinizi bilip kendinize geleceksiniz.

Çünkü Türkiye, eski Türkiye değil…

Ayasofya bizimdir ve yalnızca ibadethanedir.

Orada ancak ve ancak namaz kılınır!

 

 

Ergün’e hak vermiştim

 

 

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı olan Kocaelili Nihat Ergün bir açıklamasında “Ayasofya’nın ibadete açılması İslam’ın bir gereği değil, Osmanlı’nın fetih siyasetinin gereğidir” demişti.

Aslında hak vermiştim bu konuda Ergün’e…

Fakat önceki gün İstanbul’daki tablo benim ve Ergün’ün yanıldığımızı gösterdi bana.

Ülkemizin, Ayasofya kararını aldığı gün Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Mansur Yavaş’ın sosyal medya hesabından yaptığı bir değerlendirme vardı. Şöyle diyordu Yavaş;

“Danıştay’ın Ayasofya ile ilgili verdiği kararın ülkemize, milletimize ve İslâm alemine hayırlı olmasını temenni ediyorum.”

Aslında işin özü Yavaş’ın bu mesajında gizli galiba.

Ayasofya İslam alemi için çok değerli bir mabet. Nihat Ergün haklı…

Evet, Ayasofya’nın yeniden ezanla ve namazla şereflenmesi Osmanlı’nın fetih siyasetinin bir gereğidir.

Fakat;

Bir Ayasofya…

Bir Mescid-i Aksa…

Ve benzeri yapılan fethin gereği olduğu gibi İslam’ın da bir değeridir.

İşte bundan dolayı Papa hüzün doludur…

İşte bundan dolayı Yunan kudurmuştur…

Geçmişlerinde “Bizler Bizans’ın torunlarıyız” diyen cumhurbaşkanları bulunan Fransızlar bundan rahatsızdır.

Ve elbette İsrail bu duruma tepki göstermektedir.

Şurası kesin ki; Yunanistan’ın, Rusya’nın, ABD’nin, İsrail’in, Fransa’nın, İtalya’nın ve elbette PKK’nın arka bahçesi HDP’nin tepkili olduğu bir davranış kesin doğrudur.

 

 

 

Çöpler bize yakışmadı

 

 

Ayasofya çevresinde ilk namazımızı kıldık ve sonra bir boşluk oluştu. Ardından ikinci namazını Ayasofya’da kılmak için zaman geçirirken biraz dolaştım.

Tablo korkunçtu…

Sokaklar boş su şişeleri ve çöplerle doluydu.

Temizlik görevlileri bunları toplamaya yetişmeye çalışıyordu.

Tamam, Cumhurbaşkanımızın söylediği rakamla 350 bin kişinin katıldığı bir organizasyonda böylesine görüntülerin oluşması muhtemeldir. Ama ortaya çıkan tablo hiç özen gösterilmediğinin de işaretiydi.

Yanlıştı.

Bırakın bize yakışmamasını, Ayasofya’nın ruhu ile de bağdaşmadı görüntüler.

Açıkçası çok yazık olmuş…

 

 

 

 

Gerçekten Mescid-i Aksa mesajı mı?

 

 

Belki de dünyanın korktuğu bir sonuç bu…

Ne demişti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın;

“Ayasofya’nın dirilişi; Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuşmasının habercisidir…”

Ne kadar özel bir ifade…

Açıkçası hala düşünüyorum;

Bu kutlu mabedin ezan ve namazla, dolayısıyla İslam ile yeniden şereflenmesi Mescid-i Aksa’nın da kurtuluşu ve özgür ellere emanet edileceğinin mi habercisidir…

Ne dersiniz?

Bu ikinci kutlu gün sizce uzak mıdır?

Bence değil!

 

 

Gözler Karamollaoğlu’nu aradı, ama…

 

 

Hadi Abdullah Gül’e geçtim…

Hadi Ali Babacan’ı geçtim…

Hadi Nihat Ergün’ü geçtim…

Hadi Ekrem İmamoğlu’nu geçtim…

Hadi Ahmet Davutoğlu’nu geçtim…

Virüs tehdidi varmış, hadi Meral Akşener’i de geçti kervanına dahil ederim…

Kemal Kılıçdaroğlu’nu zaten geçtim…

Kılıçdaroğlu yüzünden partisinin benzemeye başladığı HDP’nin sözüm ona genel başkanlarını ise es geçtim…

Yahu, eyyy Saadet Partisi’nin genel başkanı olacak zat…

Eyyy Temel Karamollaoğlu…

Sen neden gelmedin böylesine kutlu bir göreve?

Bak; Fatih Erbakan nasıl da katıldı…

Şimdi ne düşünmemizi istiyorsunuz? Sizce hanginiz daha milli görüşçüsünüz…

Şimdi gerçekten mantıklı bir gerekçeniz yoksa yalnızca şunu düşünebilirim.

Bu Oğuzhan Asiltürk sizi çok bozdu.

Haberiniz olsun çok bozdu.

Bu sorunun yanıtını Kur’an’a el basarak verdiğin ya da verebildiğin gün samimiyetin de ortaya çıkacak.

Bilesin istedim…

 

 

Demokratkocaeli:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer Mehmet ÖZMEN yazıları
Anket
VEFATLARIMIZ
Dolar
DOLAR
7.7763 TL 7.7453 TL
Euro
EURO
9.0566 TL 9.0205 TL

Demokrat Kocaeli Gazetesi yılların verdiği tecrübe ile Kocaeli haber konusunda uzmanlaşmış bir ekibe sahiptir. Kocaeli Gazetesi olarak Kocaeli ve ilçelerine basılı yayın hizmetimiz ile Kocaeli Yerel Gazeteleri arasında yerini almaktadır. Demokrat Kocaeli Gazetesi olarak Son Dakika Kocaeli Haberleri ulaştırmak için gece gündüz 7 gün 24 saat çalışan bir ekiple hizmetinizdeyiz. Kocaeli'de olan olayları anında aktarmak sizi bilgilendirmek bizim için önemli. Gazetecilik mesleğinin zorluğunun farkındayız ve Gazetecilik mesleğini severek yapmaktayız. Kocaeli Yerel Gazeteler arasında önceliğimiz sizlere daha iyi ve daha hızlı kocaeli haber hizmeti sunmaktır.

ANIT MEDYA